Buğday başkaları çıtırdardı inlercesine,
Soğuk gecelerde anar, hizalardım rüyaları.
Ah keşke, heceye düşen bir damla yaş olsaydım.
Ölümler, acılar, taze her an daha taze sancıları,
Sağır ve ahraz lisanlarla haykırsaydım.
Halleri hallere ve hakikati masiva bedenlere,
Ebem kuşakları saran gökleri karartan geceye,
Evet evet,
Mülteci bir fener gibi saplansaydım o geceye.
Ardından gelenden daha karanlık olan geceye.
Rahiyalarına sarılsaydım esvapların.
Tütsülenmiş gülleri koklayıp,
Bayat suları yudumlasaydım.
Keşke, ah keşke
Bir nefes, bir hece, bir söz daha olsaydım.
Bir bakışa, bir tebessüme daha şahit olsaydım.
Ne olur, örtün tan yeri karanlıkları üstüme,
Haydi bağrışınızla susturun şu kukumavları,
Susturun ciğerimin yarısını alan solukları...
İşte bakın, müsvedde hesaplar tutuluyor sinsice,
Uğultuları arsızca kükrüyor paslı beynimde,
Emsalilerini anında unutan fikirleriyle...
Bir sakanın içinde hapsoldu su,
Girift bir yara izi bıraktı saki sineme,
Gizler, gözler, hisler ve sözlerin yitince anlamı,
Yitince gecenin bin bir katla örtülen karanlıkları,
Düştü maskeleri ve göründü karartıları.
Nerede Ebubekir sadakati,