Şark'ın Serçesi, Tevfik El-Hakim’in, Ketebe Yayınları’nden çıkan kitabıdır.
Bu ay okuduğum kitaplar arasında en çok keyif aldığım eser oldu. Gün boyu elimden bırakmadan okuyup bitirdim. Akıcılığı, sadeliği, işlenen konu ve anlatımı oldukça etkileyiciydi. Bu nedenle yazarın diğer kitaplarını da okumayı düşünüyorum.
Kitaba gelirsek; bence eserin vermek istediği ve düşündürmek istediği temel mesaj, Doğu ve Batı medeniyetinin karşılaştırılmasıdır. Teknik ve bilimin, ruhu ve maneviyatı nasıl saf dışı bıraktığını; insanların maddeye yönelerek kendi sonunu nasıl hazırladığını anlatıyor. Mısır’dan gelen genç Muhsin, Fransa’da yaşamaktadır. Doğu ile Batı kültürleri, Muhsin ve André karakterleri üzerinden aktarılmaktadır. Doğu medeniyetinde yetişen bir şahsiyetin aşka bakışı ile Fransa’da yaşayan insanların aşka ve ikili ilişkilere yaklaşımı arasındaki farklar dikkat çekici bir şekilde ortaya konuluyor.
Bence sevmek, öyle basite indirgenecek bir duygu değildir. Bu yüzden âşık olduğun ve sevdiğin zaman, bu duygunun ızdırabını ve çilesini içinde hissetmen gerekir. Çünkü bu duygular basit ve sığ değil, kutsal duygulardır. Bu kutsiyet; çekingenlik, uzaktan sevme, içinde yaşatma ve bir bedel ödeme hâlini içerir. Bu duyguları hemen çarçur edemezsin; onları kutsiyetinden uzaklaştıracak yapay ve samimiyetten yoksun davranışlarla heba edemezsin. Muhsin ile arkadaşı André arasındaki diyaloglar, modern ve maddeci bir bakış açısı ile inançlı ve maneviyat merkezli bir bakış açısının bu duygulara yaklaşımını düşündürüyor.
Bunun yanında Muhsin karakterinin bir de Rus dostu vardır; dertleştiği, hakikatleri konuştuğu bir karakter… Yazar, asıl vermek istediği düşünceyi Muhsin ile bu Rus dostu arasında geçen diyaloglar üzerinden aktarıyor.
Bu çağın acımasızlığı; her şeyin tüketmek üzerine kurulu