Sosyalistlerin ele aldıkları problemlerin hepsi, kozmogonik görüşler, hayaller ve mistisizm bir yana, şu iki belli başlı probleme indirgenebilir.
Birinci problem: servetlerin üretilmesi. İkinci problem: servetlerin bölüştürülmesi. Birinci problem emek konusunu içerir, ikinci problem ücret konusunu içinde taşır.
Birinci problemde, kuvvetlerin kullanılması söz konusudur.
İkincisinde, faydaların dağıtılması. Kuvvetlerin iyi kullanılmasından kamu gücü doğar. Faydaların iyi dağıtılmasındansa bireyin mutluluğu çıkar.
İyi dağıtımdan eşit dağıtım değil, adil dağıtım anlaşılmalıdır. En birinci eşitlik, adilliktir.
Bu iki şeyin birleşmesinden -dışarıda kamu gücü, içeride bireyin mutluluğu- sosyal refah doğar.
Sosyal refah demek, mutlu insan, özgür vatandaş, büyük millet demektir.
İngiltere bu iki problemden birincisini çözmüştür. Serveti mükemmel surette yaratır ama kötü bölüştürür. Ancak bir yanıyla tam olan bu hal tarzı kadersizce şu iki aşın uca varır: ucube bir bolluk, ucube bir sefalet. Bütün istifadeler bazılarına, bütün mahrumiyetler geri kalanlara, yani halka. Halbuki ayrıcalık, istisna, tekel, feodalite hep emekten doğar. Bu yanlış ve tehlikeli durum, kamu gücünü özel sefalete dayandırır, devletin büyüklüğünü bireysel ıstıraplardan köklendirir. Bu oluşumu bozuk büyüklükte bütün maddi unsurlar birleşmiştir, ama hiçbir ahlaki unsur orada yoktur.
Komünizm ile toprak yasası da ikinci problemi çözdüklerini sanıyorlar. Yanılıyorlar. Onların bölüştürmesi üretimi öldürür. Eşit paylaştırma rekabet duyusunu, dolayısıyla da çalışmayı yok eder. Bir kasap bölüştürmesidir bu; paylaştırdığını öldürür. Şu halde bu sözüm ona çözümler üzerinde durmaya imkân yoktur. Serveti öldürmek onu bölüştürmek olamaz.
"Burası alıntı değil yorumdur."
Tüylerimi diken diken eden bu doğruluğu şöyle