Bütün bunlara bakıp hakikaten hayatımı, mühim, anlatılması behemehal lazım gelen bir şey sandığıma, ona olduğundan fazla bir değer verdiğime inanmayınız. Öteden beri Cenab-ı Hakk'ın insanlara bu hayatı yazmak için değil, iyi kötü yaşamak için bahşettiğine inananlardanım. Zaten yazılmış şekli mevcuttur. Nezd-i İlâhî'deki nüshasından, kaderimizden bahsediyorum.
Erişilmemiş nice istek insanın ruhunu tatlı bir kederle doldururdu. Oysa ne kederde bir çare vardı ne de geçmişi düşünmekte. Ruhun varlığını duyması, kendini tazelemesiydi bu.
Belki onun tek üstünlüğü başkalarının gözünde küçük düşmekten korkmaması, başkalarının ne diyeceğine aldırmamasıydı. (Ne oturuşu, ne konuşması, ne yanıt verişi, ne gülümsemesi, ne şusu, ne busu; kimseye benzemezdi o.) Kendisi de bilirdi ki, bu bakımdan çok seyrek rastlanan mutlu insanlardan biriydi. İnsanlar hastalıklardan çok kendilerini olduklarından büyük gösterme hevesinden, doymak bilmez yükselme hırsından dolayı öbür dünyayı boylarlar. (Kim daha zeki, daha değerli, daha güzel; üstelik, daha görkemli, haksever ve çalışkan olarak tanınmak istemez?)
Oysa Momun hiç de öyle değildi. Davranışları tuhaf olduğu için herkes ona tuhaf davranırdı.