Sonra bakıştılar. Senelerdir birbirine hasret iki sevgili gibi. Uzun uzun bakıştılar. Birbirini asırlardır tanıyan iki yâren gibi. Söylencelerin âşık ile maşuku, masalların Leyla ile Mecnun'u gibi, aşkın kâinattaki bütün tarifleri, bütün kelamları gibi bakıştılar. Ezelden beri varlarmış da ebede kadar uzanacaklarmış gibi.
Bakıştılar. Hem birbirlerinin gözlerinde kayboldular hem o gözlerde yine birbirlerini buldular. Baturgan küçücük bir gözbebeğine kâinatın nasıl sığdığına hayret ederken Fate bir bakışla yıldızların nasıl yere inebildiğine şaşırdı.
Beşere bunca sıkıntıyı kafi gören sabah, şenliğiyle olmasa da tebessümü ile geldi. Beykoz'un sırtlarından yükselen Güneş evvel sahtekar Ayı kovdu. Taziye evlerinin gözyaşlarını kurutmaya daha vakit olduğunu biliyordu, bu sebepten oralara uğramayıp çayırın, çimenin, ağaçtaki yaprağın çiyini kuruttu. İlk ışıklarını Boğaza çok yakıştırdığı için bir zaman orada durdu.
Güneşin boğaza iltimas geçip vakti yavaşlattığını kimse bilmiyordu. İşıklar bir dalganın saçını, iki martının kanadını okşadı. Zıplayan bir balığın karnını gümüşe boyayıp ona aşikar edince balığı fark eden bir balıkçıl karnını doyurdu.