“Wie viel ist aufzuleiden!” (Halledilecek ne çok acı var!) Rilke, acıyı “halletmekten” başkalarının işleri “halletmekten” bahsettiği gibi bahsetmişti. Bizim de halletmemiz gereken çok acı vardı. Bu yüzden bizim de ıstırabın tamamıyla yüzleşmemiz, zayıflık ve kaçamak gözyaşı anlarını asgaride tutmamız gerekiyordu fakat gözyaşlarımızdan utanmamızın gereği yoktu; çünkü gözyaşları insanın cesaretlerden en büyüğü olan acı çekme cesaretine sahip olduğunun kanıtıdır.
Böyle bir durumda en çok acıtan fiziksel acıdan ziyade (bu yetişkinler kadar, dayakla cezalandırılan çocuklar için de böyledir) bu adaletsizlikten kaynaklanan zihinsel acıydı.
Gelmiş geçmiş en iyi günlerdi, gelmiş geçmiş en kötü günlerdi; hem bilgelik çağıydı hem ahmaklık; hem inancın devriydi hem şüpheciliğin; hem aydınlık hem karanlık bir mevsimdi; umudun baharı, umutsuzluğun kışıydı; hem her şeyimiz vardı hem hiçbir şeyimiz yoktu; hepimiz ya doğruca Cennete gidecektik ya da tam aksi istikamete…