"Bu çağ, uyumu fazla övdü. O kadar fazla övdü ki, insan kendi rahatsızlığından bile utanır oldu. Sanki huzursuzluk her zaman aşılması gereken kişisel bir kusurmuş, her iç sıkışma biraz daha çalışılırsa çözülecek bireysel bir arızaymış gibi.
Oysa insanın her rahatsızlığı patolojik değildir. Bazen ruh, bozuk olana verdiği sağlam tepkiyle huzursuz olur. Bazen taşkınlık dediğimiz şey, içeride hâlâ ölmeyeni gösterir. Çünkü bazı huzursuzluklar semptom değil, sağlamlıktır; insanın kendine, arzusuna, sınırına, hakikatine tamamen yabancılaşmadığını haber verir."