Mikail

Mikail
@mikailguzel
"Oku, şâyed sana bir hisli yürek lâzımsa."
91 okur puanı
Aralık 2018 tarihinde katıldı
Köyden de hiç çıt çıkmıyordu. Ağlayan çocuklar bile seslerini kesmişlerdi. Kuşlar bile ötmüyordu sanki. Köyü bir ölüm sessizliği örtmüştü. Halil bu sessizliğin içinde yapayalnızdı. Umutsuzdu. Bu ölüm sessizliğinin, kendine karşı bu kaçışın, bu düşmanlığın neden ileri geldiğini anlamıyor, kahroluyordu.
Sayfa 189 - ALAGEYİK
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
İçinde gurbet depreşti. Gurbet bir bıçak gibi içine oturdu. Ne zaman bir turna görse öyle olurdu. Hangi Türkmen turna görse böyle olur. Gurbet Türkmenin baş belası. Ayrılmaz can kardaşı. Yeşil başlı telli turna... Turna sevda habercisi. Turna, turna katarı değil, posta tatarı. Sevgilisi dizinin dibinde de olsa, selamı gene turna götürür. Yan yana oturup sustular. ... Gökyüzünde turnam bölüktür bölük Ayrılık elinden ciğerim delik Önü muhabbet de sonu ayrılık Depreştirmen eski yaram çok benim
Sayfa 123 - KARACAOĞLAN
bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm.
Karacaoğlan günlerdir kızı göremiyordu. Sevdası başında tütüyordu. Konuşmuyordu. Sazı elinde gez babam gez ediyordu. Divane gibi. Bu işe en çok üzülen de Hüseyindi. Bazı bazı çobanlar bir çamın ardında, bir suyun kıyısında, bir koyakta durup, dolana dolana gelen bir türkü dinliyorlardı. Öylesine bir türküydü ki bu, solukları tutuluyordu. Duyanı sarsıyor, titretiyordu. Vara vara vardım o kara taşa Hasret ettin beni kavim kardaşa Sebep ne gözümden akan bu yaşa Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm Nice sultanları tahttan indirdi Nicesinin gül benzini soldurdu Nicelerin gelmez yola gönderdi Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm Karacaoğlan der de kondum göçülmez Ecelin şerbeti acı içilmez Üç derdim var biribirinden geçilmez Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm
Sayfa 121 - KARACAOĞLAN
Dağların sümbülü, nergisi kokar. Peryavşanı, mantıvarı, yarpuzu kokar. Pınarının suyu, oluğunun yosunu kokar. Ulu bir ağacın altındaydı. Ağaçların arasında menekşe almış yürümüştü. Menekşesi dize çıkmış. Aşık başını elleri arasına almıştı. Yalnızdı. Dünyada yalnızdı. Bir şeyler hayal ediyordu. Karşısına bir hayal dikilmişti, gitmiyordu. Elini yüzünden indirdi. Sazına dokundu. Sonra yumuldu. Hep yumulurdu böyle saza. Arab at üstünde kaldı postumuz İkrarından döndü m’ola dostumuz Yarın örter kara toprak üstümüz Çürütür ha, benli sunam çürütür Yüksek olur Arab atın kaltağı Issız kalmaz koç yiğidin yatağı Yaklaşma kötüye değer eteğin Geri dur ha, benli dilber geri dur Yağmur yağdı yollarına sapayım Hak dinidir aşk dinine tapayım Çeviriver al yanaktan öpeyim Beri dur ha benli dilber beri dur
Sayfa 102 - KARACAOĞLAN
Köroğlu Köse Kenanın bu açık yürekliliğinden dolayı utandı. Ne etmiş, ne eylemişti de ondan şüphe etmişti. Ayıp bir iş yapmıştı. “Köse Emmi, kusura kalma. Atalar der ki karşındaki babansa da şüphe edeceksin.” “Oğlum Köroğlu, insanlardan ne kadar şüphe edersen onlara o kadar güveneceksin ki iş göresin. Yoksa insanlardan hep şüphe edersen, bu dünyada yaşayamazsın. Bu sözlerim de kulağına küpe olsun.”
Sayfa 84 - KÖROĞLU'NUN ORTAYA ÇIKIŞI