"Ah, içe dalma, bir köşeye çekilme, "Benimle ilgilenmeyin"
demenin derin arzusunu dile getirmek; bu bana hiç sapmadan
dosdoğru kederden gelmekte, "sonsuz"muş gibi - içe dalış öylesine
gerçek ki önlenemeyen küçük kavgalar, imaj yaratma oyunları,
yaralanmalar, insan varlığını sürdürmeye başlar başlamaz
kaçınılmaz olarak meydana gelen şeyler derin bir suyun yüzeyindeki
tuzlu, acı bir köpükten başka bir şey değildir..."
"Kedere karşı, sanki bir hastalıkmış gibi, "sahiplenilmiş bir
şeymiş" gibi, bir yabancılaşmaymış gibi (sizi yabancı kılan bir
şeymiş gibi) -depresyon bahanesiyle- bir ilaçtan medet umma
olanaksızlığı, bayağılığı; oysa keder, özde var olan kişisel bir şey..."
"Soğuk, gece, kış. Sıcak bir yerdeyim ama yine de yalnızım.
Bu yalnızlık içinde doğal olarak var olmaya, harekete geçmeye,
çalışmaya alışmam gerekeceğini anlıyorum, "yok oluşun varlığı"
eşliğinde ve onun tarafından yakalanmış olarak."
"Eskisi gibi çene çalmadaki, bir şeyle ilgilenmedeki, gözlem
yapmadaki, yaşamı eskiden olduğu gibi sürdürmedeki rahatlığım
ile kederin sancıları arasındaki hep o acı verici (gizemli
olduğu için anlaşılmaz) uyumsuzluk. "Düzeni" daha fazla "bozulmuş"
olmamanın yarattığı ek bir acı. Ama belki de bir önyargıdandır
çektiğim bu acı."