Buna karşın çocuklar, durumlar içinde seçimler yapmayı ve bundan sorumluluk almayı öğrenmelidir. Çocuğunuzun davranışını eğitmeye yöneldiğiniz an yanlış yolda olduğunuzu bilin. Çocukların davranışını yönetmek belki anne-babayı güçlü kılar ama aynı zamanda çocukları da aciz ve güçsüz durumda bırakır.
Görünüşü yetişkin ama içi olgunlaşamamış, çocuk kalmış “-mış gibi yetişkinler”in dünyasında, kaba güçten başka hiçbir değer tanımayan ve korkan-korkutan ilişkisi üstüne kurulu “korku kültürü” içinde yaşayan birini tanıyorsanız, ne insan olmanın, ne kadın olmanın, ne de anne olmanın onlar için bir önemi olmadığını görmüş ve yaşamışsınızdır. Dediğim gibi onlar için önemli olan “güçlü” olmaktır. Böyle toplumsal kalıp içinde oluşan evliliklerde, “Güç kimde?” sorusu en önemli sorudur. “Kadının gözünü ilk gece korkutacaksın!” ve “Nikâhta ayağına sen bas; senin dediğin olsun!” sözleriyle başlayan evlilikler, içten içe sürekli bir güç mücadelesini devam ettirirler.
Nesiller boyu korku kültürü içinde mayalandık. “Güç”ten başka hiçbir değer tanımayan korku kültüründe çocuk terbiyesi utandırmaya ve dayağa dayanır. Böyle bir çocuk terbiyesi ya “arsız” ya da “pısırık” insan yetiştirir.