Aşk meydan okumayı seviyordu. Çünkü meydan okumak cesaretti. Yokluğuyla sınama ihtimalini göze alabilecek kadar kendinden vazgeçmekti. Yanacağını bile bile kendini ateşe atmaktı. Romeo ve Juliet gibi. Muhteşem eserlerine ilham olan Mihrimah Sultan’a duyduğu aşkla Mimar Sinan’ın dünyaya meydan okuduğu gibi. Leyla’nın aşkıyla kendini çöllere vuran Mecnun gibi. Hepsi meydan okumuştu kalbine, dünyaya, kadere… Çünkü aşk cesaret isterdi!
Sayfa 35·Kitabı okuyor
O Le Corbusier ki ;" Mekanı tam olarak kavrayabilen iki mimar var dünyada. Biri Mimar Sinan biri de ben." diyerek Sinan Bin Abdülmennan'a olan hayranlığını dile getirmekten çekinmemiştir.
Sayfa 42 - Betonu Büken Mimar Niemeyer·Kitabı okuyor
Reklam
“Ben çocuğum. Yaşım yok. Var olduğum tüm anlar boyunca yine çocuk olarak kalırım. Bazen çocuk olmamın yanına başka sıfatlar eklenir. Yetişkin, ebeveyn, öğretmen, mimar, mühendis olurum. Yönetici, gazeteci, garson, avukat olurum. Ama bir yandan da çocuğumdur. Çünkü herkes çocuktur. Üstelik, çocuk, en değerli yanıdır herkesin. Çocuk olarak haklarımın ve en güçlü taraflarımın farkında olmam, bu yüzden önemli.”
Bu psikolojik bir haldir. Plândan, vahdetten mahrum olan Endülüs binalarına bakın! tezyinat içinde kaybolmuştur» Fakat ya Mısır mâbedleri, Partenon, Süleymaniye! Mimar maksadına o kadar emniyetle ulaşmış ki, ziynet onun eserinde imza kadar yer tutar.
İnsanlara verilecek en güzel cevap; yapamazsın dediklerini inşa edip, yıkılır dedikleri kubbenin altında birleşmelerini izlemekti.
Mimar Sinan’ın yanına geldi. “Değer miydi mimarbaşım? Birkaç çocuğun safsatası yüzünden saatlerdir oyun oynuyoruz.” “Birkaç çocuk için değildi ki bu oyun. Urganlarla tonluk yapının çekilebileceğine inanan halkın, aynı zihniyetle caminin yıkılacağına inanmasını önlemek içindi.”
Reklam
Reklam