“Öyle anlar olur ki, bazı sözler söylenmediklerinde anlam bulur. Ağzından çıkacaklar güzel bile olsa bazen sükunet en büyük iltifattır insana. Sözler... Sözler en büyük yara, eğer silah olarak kullanılırsa.”
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Öncelikle, Görkemli Izdırap’ın gerçek bir kitap olmaması beni mahvetti. Nasıl olur? Aklım almıyo. Bu kurgu için yaratılmış mükemmel düzende bir kitap. Her şey düşünülmüş. Aynı anda iki kitap yazmak gibi. Kitabın içinden verilmiş olan alıntılar o kadar hoş ki okumak için can atıyordum oysaki.
Kitabı gerçekten beğendim. Çok hoş işleyen bir kurgusu var. Ama olaylar biraz hızlı ve bağımsız gibi. Olay örgüsü tam sarılı değil. Bazı yerler birbirini tamamlamıyor gibi. Ya da yeterince üstünde durulması gerekilen yerlerin üstünde yeterince durulmamış. Ama yine de sevdim.
August çok nahifti. Çok saf seven bi çocuk bence. Bu özelliğine bayıldım. Ama anne ve babasını çok sevemedim çünkü bu kanser olayıyla ilgili yaptıkları aşırı pozitiflik bi yerden sonra sıkmaya başlar bence insanı.
Hazel, August’un anne ve babasının aksine bence bu konuda fazlasıyla negatif ve depresif bi karakter. Tamam yaşadığı şey kolay değil. Ama ölümü bu kadar kabullenmiş olmak da hoş bi şey değil. Kendini daha çok depresyon için zorluyomuş hissiyatı veriyo. Hazel’ın babası… Allahım nolur artık ağlamayı kesebilir mi? 3 yaşındaki beneklerden daha sık ağlıyo. Ve hu da Hazel’ın neden bu kadar depresif olduğunu açıklarmış gibi.
Kitap aslında içindeki basit gibi duran sözlerle çok fazla şey ifade ediyordu. Sanki kanserli bi aşk hikayesi üzerine değil de hayatın akışı üzerine ders vermek için yazılmış gibiydi. Bi süre bu kitaptan alıntılara boğacağım sanırım burayı asfgahfa.
(Burdan sonrası biraz spoiler içerir)
Sonu beklentimi yeterince karşılamadı. Normalde olsa geberene kadar ağlayacağım bir kurgu ama ben duygunun yeterince verilmediğini düşünüyorum. Çeviriden de kaynaklanıyo olabilir bilemiyorum. Ama çok da şaşırtmadı beni sonu. Çünkü yazar bizi ölüme çok hazırlamıştı ve şaşırtıcı olmadı çünkü bi anda
“Kosuyorum… Gozumu kararttim ve yalnizca, sana varabilmek icin cigerlerimi patlatircasina kosuyorum. Oysa ucurumun kenarinda, gokyuzunun en karanlik oldugu o yerde var gucunle parildiyorsun minik yildizim. Sana ulasmaya calisirken dusersem denizimin sularina kavusacagim. Ancak dogrusu biraz karanliktan da korkuyorum.“