"Bana şöyle yaptılar, böyle yaptılar, şöyle haksızlık ettiler, böyle kötülük ettiler. Yaparlar elbet, haksızlık da ederler, kötülük de ederler. İnsanın işi gücü bu. Sen ne yaptın bunlara karşı be adam? Bir şey yapamadınsa 'acizim' de, 'zavallıyım' de bari... Çoğalsın acizler, zavallılar çoğalsın."
Mustafa Kemal de dönemin genç subaylarının çoğu gibi ittihatçıydı. Ama çok erkenden bu zümreden soğumuş ve erkenden fırka yönetimine karşı tenkitçi bir bakış edinmiştir.
Atatürk, İttihatçıların menfi taraflarından nefret ederdi. Kendisi de gençken yeminli İttihatçı olmasına rağmen, aşağı yukarı Hareket Ordusu macerasından sonra, binbaşılığından itibaren bu tavır ve hizipçilikten nefret edip çatışarak kenara çekilmiştir. 
İttihatçılar teşkilatçıydılar orduyu modernleştirdiler, Türkiye modernleşmesini yürüttüler. Fakat müthiş hatalar yaptılar; inanç ve strateji dengeleri zannedildiği kadar kuvvetli değildi.
Bununla birlikte İttihat ve Terakki ile beraber partizanlık da Türk idari hayatına kaçınılmaz bir hastalık olarak girmiştir. Ondan evvel partizanlık yoktur, yoldaşlık vardır. Türk hayatında partizanlık, "ne olursa olsun, bizden olsun" anlayışını hâkim kılmıştır. Bunun anlaşılması zordur. Çünkü Türk cemiyetinin terbiyesi maalesef bir ölçüde bu İttihatçı modeline dayanır. Partizanlığın farklı bir tezahürü de her zaman ve her şartta bir dayanışma kültürünü beraberinde getirmesidir. İnsanlar yeminler ediyorlar, İttihat ve Terakki'ye üye oluyor ancak hiçbir şey söylemiyorlar ve daha da garibi, kendilerine ihanet ettiği söylenen insanlarla bile ilişkilerini devam ettiriyorlardı. Çünkü bu başka türlü bir dayanışmadır ve anlaşılması zordur. Bir şiar vardır, o onların misyonudur. Komisyon etrafında bir yemin beraberliği vardır. 
Ziya Gökalp hakkındaki en önemli noktalardan biri de erken ölmesi ve dolayısıyla Cumhuriyet rejimini yaşayamamasıdır. Onun için zannediyorum ki bu inkılaplarda Ziya Bey'in rolünü büyütmek doğru değildir. Ziya Gökalp'in Türkiye'deki seküler düşüncesinde ne kadar etkili olduğu da tartışılabilir. Çünkü Türkiye'de seküler zihniyet Ziya Bey ile başlamadı, daha eskiye gider ve kendisinden sonra da devam eder. Ancak ezanın Türkçeleştirilmesi gibi kararlarda "Bir ülke ki camiinde Türkçe ezan okunur, Köylü anlar manasını namazdaki duanın…" dizelerindeki gibi keskin ifadeler kullanan, ibadetlerin anlaşılarak yapılması gerektiğini savunan Ziya Gökalp'in etkisi yadsınamaz bir gerçektir.