"Elimizde bilim var, onun aracılığıyla gerçeği yeni baştan arayıp bulacağız ve onu artık bilinçli olarak kabul edeceğiz. Bilgi duygudan daha üstündür, yaşama bilinci de yaşamdan daha üstündür. Bilim bize akıl, bilgelik verir, akıl yasaları daha üstündür, mutluluk yasalarını bilmek ise mutluluktan daha üstündür."
"Yeniden masum ve mutlu olmayı öyle çok istiyorlardı ki bu içten isteklerinin önünde çocuklar gibi kendilerini yerlere atıyorlar, bu isteklerini ilahî bir hale getiriyorlar, tapınaklar inşa ediyorlar ve idealleri, 'istekleri' için dua ediyorlardı; öte yandan bu 'istek'in yerine getirilemeyeceğine kesinlikle inanıyorlardı."
"Bu yeni dünyada acı çekmek var mı? Kendi dünyamızda biz gerçekten de sadece acı çekerek, üzülerek sevebiliriz. Başka türlü sevmeyi beceremeyiz ve başka bir sevgi bilmeyiz. Sevmek için acı çekmek istiyorum."
Fikrim: Bizim sevgi anlayışımız biraz "arabesk" kodlanmış; illaki bir tarafın ciğeri yanacak, yoksa sayılmıyor. Acı yoksa sevgi de "stokta yok" sanıyoruz.
"Örneğin, kardeşim beş yıl önce öldü. Arada bir düşümde görüyorum onu: Benim yaptığım işlere katılıyor, birbirimizle çok ilgiliyiz. Bununla birlikte ben bütün düş boyunca kardeşimin öldüğünü ve gömüldüğünü çok iyi biliyor ve anımsıyorum. Ölü olduğu halde yanı başımda olmasına ve benimle birlikte çaba harcamasına neden şaşırmıyorum? Aklım bütün bunlara neden izin veriyor?"
—-
Beynimiz; 2+2'yi toplarken hata yapar ama düşümüzde bir ölüyü çay içmeye ikna ederken "Eee ne var bunda?" diyebilecek kadar geniş bir hayal gücüne sahiptir. Teşekkürler nöronlar.