'Bir patikada yürüyorken yukarıda büyük bir kaya ve onun arkasında duran bir ayının yüzde doksanını görüyorsanız, bir sığınak aramaya karar vermek için ayının yüzde yüzünü görmeyi beklemenize gerek yok.'
Gerçek hayatta kendisi gibi davranmayan ve güvenilmeyene barbar dense de, bu ulusun içinde barbar ya da yaban denecek hiç kimse yok; anlaşılan, bulunduğumuz toprakların âdetleri ve düşünme biçimlerine gerçekte olduğundan farklı yaklaşıyoruz ve bu örnekle ilgili düşüncelerimiz de gerçeğe uymuyor. Oysa en mükemmel din, en mükemmel toplumsal örgütlenme yapısı her zaman orada, her şeyden gereği gibi mükemmelen yararlanıyorlar. Doğanın kendi kendine ve kendine özgü ürünler vererek yetiştirdiği meyvelere nasıl yaban diyorsak, onlar da o kadar yaban; belki de biz asıl kendi oyunlarımızla bozup kendimize benzettiklerimize yaban demeliyiz. Belki asıl can alıcı, katı ama daha yararlı, daha doğal hüner ve özelliklere sahip gerçekler bunlar ve biz böylece onları yozlaştırıyor, kendi kokuşmuş zevklerimize uydurmaktan başka bir şey yapmıyoruz. Buna rağmen, bu kültürsüz dediğimiz yörelerdeki değişik meyvelerin lezzet ve rayihası bizim keyfimizce geliştirdiğimiz o kusursuz zevkten hiç de aşağı değil. Sanat dediğimiz şey büyük ve güçlü tabiat anaya üstün gelemediği içindir ki, bütün o eserlerimizi kendi icat ettiğimiz bunaltıcı güzellik ve zenginliklerle beslemeye çalışıyoruz, nafile ve sabun köpüğü gibi etkisiz hamlelerimizle girdiğimiz her yerde o pırıl pırıl saflık bizi muhteşem biçimde utanca gark ediyor.
"Birbirlerine benzememelerine rağmen aynı insanda buluşan öyle algılar bulunur ki, aynı nesneye yönelirler; bundan bundan çıkarılabilecek tek sonuç, aynı insanda değişik öznelerin bulunduğudur."
"Ruhsal evrenden başka bir dünya yoktur; duyular vereni diye adlandırdığımız şey, ruhsal evrenin kötülüğüdür ve kötülük dediğimiz şey, sonsuz ilerleyişimizde bir anın zorunluluğudur sadece."