Gözleri açık, yattığı yerden karanlığa bakıyor, “Hiçbir şeyin önemi kalmadı... Ölüm!
Evet, ölüm...” diye düşünüyordu. “Oradakilerin hiçbiri bilmiyor, bilmek istemiyor,
acımıyorlar. Eğleniyorlar (uzaktan, kapalı kapının üstünden seslerin uğultusunu, çalgı seslerini duyuyordu). Vız geliyor onlara, ama kendileri de ölecekler. Aptallar!.. Ben biraz önce, onlar biraz sonra... Ama onların da başına gelecek. Oysa orada coşup duruyorlar. Hayvanlar!..” Öfkeden boğuluyordu. Dayanılmaz bir acı içindeydi. “Herkesin, her zaman bu müthiş korkuya katlanabilmesi mümkün mü?”
O anda olayı bambaşka yönden gördü: “İş ne körbağırsakta, ne de böbrekte; hayat ve ölümde... Öyle ya. Bir hayat vardı; şimdi de gidiyor... Gidiyor ve onu tutmak elimde değil... Evet. Ne diye kendimi aldatayım? Ölmekte olduğumu, benden başka herkes bilmiyor mu? Hafta, gün meselesi... Hatta belki de şimdi... Az önce ortalık aydınlıktı, şu anda karanlık... Buradayım. Birazdan oraya gideceğim! Nereye?” Birdenbire buz kesildi, soluğu durdu. Yalnız kalbinin vuruşlarını duyuyordu. “Ben yok olacağım. O zaman ne olacak acaba?.. Hiçbir şey olmayacak. Yok olunca, nerede olacağım? Yoksa ölüm... Hayır istemem!”