“Yediği zokadan sonra sandalın kenarına yanlayan takati kalmamış orkinos, zıpkının soğuk, keskin, gri tokluğunu ciğerlerinde duyarak teslimiyeti özler. İşte o anda tiz bir ses duyulur. Zıpkını yiyen orkinos ağlar... O, dökeceği kanı, dünyası olan denize akıtacağı için ağlamaz. Uçsuz bucaksız denizlerde artık dolaşamayacağı için ağlar...”
“Bana bu soğuk Walon-Flaman diyarını kısaca anlat deseler, -ötmeyen kuşların, kokmayan çiçeklerin diyarı- derdim. Gezerken her taraf türlü türlü renk ve çeşitte çiçeklerle dolu ama hiçbiri kokmuyor. Sanki yapay. Her şeyi soğuk olan bu şehirde, bu orman gibi parkın birçok yerinde açmış pembe kış gülleri ve menekşeler bile soğuk. İnsana yoz, ölü gözü gibi bakıyorlar.”
“Bir yanda Malmüdürünün çekingenliği, korkaklığı, çaresizliği, öbür yanda bayan muhasebe memurunun cüreti, cesareti ve otoriteyi hiçe sayışı, beni hem sinirlendirmiş, canımı sıkmış hem de meraklandırmıştı.”
“Göğü tarakasıyla yırtan bir uçağın ani gümbürtüsüyle silkindim. Sabahtan beri masa başından kalkmadan, durmaksızın çalışmanın verdiği bir ağırlık vardı başımda. Kalktım, bir uğultu halinde dışarıdan gelen sesler odamın sessizliğini dalgalandırırken yarı açık pencereye yöneldim.”