Günümüzün kızları, kırk yıl öncesine göre daha özgür ve daha mutlular mı diye soruyorum kendime. Öyle olduğunu sanmıyorum. Kadın özgürlüğü konusunda verilen büyük mücadeleler ne yazık ki kadınları sadece başka bir şekilde nesneleştirdi. Zamanımızda kız çocuklarına verilen bütün mesajların doğrudan onların bedenlerine, kendilerini başkalarına nasıl sunacaklarına ilişkin olduğunu gözlemlemek için ne sosyolog ne de düşünür olmaya gerek yok. Beş yaşındaki kızların kokoş giysilere büründükleri, sekiz yaşındakilerin yarı anoreksik bir hayat sürdükleri, beden çizgilerini bozmamak adına yemekten korktuklarını görüyoruz. Zayıf olmak gerekiyor, sunulacak olan şeyin, mutlu ya da mutsuz edecek şeyin beden olduğunun bilincinde hepsi. Estetik ameliyatların artması da bu gerçekliğin acıklı onaylamalarından biri daha. Pek çok genç kız on sekizinci doğum günleri için armağan olarak estetik bir düzeltme istiyor. Biraz daha iri göğüsler, daha minik bir burun, daha gösterişli dudaklar, daha az yelken kulaklar. Kitlesel boyut kazanan estetik cerrahinin sonuçları da gözlerimizin önünde: kusursuz, hepsi birbirine benzeyen, hepsi bu benzerliğin getirdiği tatminle mutlu, hepsi erkeklerin arzularına sunulmaya hazır Barbie'lerle çevrilmiş durumdayız. Öyle görünüyor ki kimse bu ergenlere en önemli olanın gözle görülen olmadığını, sevginin bedenin boyutlarına değil sadece bakışlardan yansıyan ve ifade edilmesi zor olan bir şeylerden kaynaklandığını hiç söylememiş.