Biz de "mutluluğu" ararız; ya düşkünlükle ya da küçümsemeyle: Mutluluğu horgörmek de, bunu hâlâ unutmamak ve düşünerek reddetmek demektir. Biz de "selâmet"i ararız, bunu hiç istemeyerek de olsa. Ve fazla olgun bir çağın negatif kahramanlarıysak, bizzat bu olgu dolayısıyla, onun çağdaşlarıyızdır: Zamanına ihanet etmek ya da onun ateşli bir taraftarı olmak, -görünürdeki karşıtlığın ardında- aynı katılım fiilini ifade eder. Yüce bitkinlikleri ince tiritlikleri, zamandışı hâlelere özenmeyi -ki bunların hepsi bilgeliğe yöneltir- kendinde bulmayan var mıdır? Dünya, yeni bir mutlağın ya da yadsımanın șafağında kendinden geçmeden evvel, çevresini kaplayan boşluk içinde her şeyi tasdik etme hakkını kendinde kim hissetmez ki? Ufukta hep bir tanrı tehdidi görünmektedir. Felsefenin kenarındayız; sonuna rıza gösterdiğimize göre... Düşüncelerimize tanrının yerleşmemesine çaba gösterelim; şüphelerimize hâlâ sahip çıkalım; denge görünümleri ve mündemiç kaderin çağrısı, bütün keyfî ve acaip özlemler, bükülmez hakikatlerden daha tercih edilir olduğu için... Çareleri değiştirmemiz, tesirli ve muteber hiçbir çare bulamadığımızdandır; çünkü ne aradığımız yatışmaya, ne de peşinden gittiğimiz hazlara inancımız vardır. Kaypak bilgeleriz biz; modern Romalar'ın Epikurosçular'ı ve Stoacılar'ıyız...
nostaljik özlemde, elle tutulur bir şey değil, zamandan ayrışık ve bir cennet sezgisine yakın olan soyut bir sıcaklık aranır. varoluşu olduğu haliyle kabul etmeyen her şey, ilâhiyatın alanına girer. nostalji, Mutlak'ın arzu unsurlarıyla inşa edildiği, ölgünlükle işlenen Sınırı-Belirsiz'in Tanrı olduğu, duygusal bir ilâhiyattır sadece.
ama ben burada hiç kimseyim. yüzüm yok. bir yüz bakınacağım, pek çok şeyin birleşimi olan görkemli bir yüz, sonra da bilgiyle donatıp giysimin altına tılsım gibi yerleştireceğim onu.
yaşamımın küçük dalgacığı boşa gitti. aşmaya gücüm yetmedi. bir engel vardı. 'bu akıl almaz engelin üstesinden gelemiyorum,' dedim. öbürleri de geçip gittiler. ne var ki biz, hepimiz elma ağaçları tarafından mahkûm edilmiştik, özellikle de aşamadığımız o yatıştırılamayan ağaç tarafından.