'her geçen gün biraz daha yükselip yayılarak, o küçük tohumu anımsayıp kendi belleğimi büyütüyorum aslında. yağmuru, çavlanı, kayaları unutmadan kendi geçmişimi okuduğumda herşeyin kendi tasarımım olduğuna inanarak anlıyorum seni. ben, beni bulacağın yere gelmiştim. en üzgün, en aç, en umutlu olduğun anı kollamıştım, doğru. her ne kadar bir rastlantı gibi görünse de senin avuntunu saklıyordum içimde. buluşabilmemiz için.. işte bu yüzden ne zaman gelip dallarımdan birine tünesen, aramızdaki o kanlı yolculuğun hatırına koruyorum seni.. yutkunduğun o kokuyu, benim eşsiz kokumu anımsamadığın için, gün geçtikçe serpilip yayılarak, her mevsim yeşil yeşil katlanarak, bedenimden eğrilerek uzanan gölgeye bakarak kızıyorum sana. güzel gözlüm... içinden geçtiğim soylu ardıç kuşu... kök salmış olsam da şimdi, dalımı titreten güçlü rüzgarlara aldanarak, gidebilmenin buruk umuduyla seviyorum seni...
'eğer hepimiz tanrı'nın kulları isek; neden genç bir kız basma entari bulamazken kokonalar ipeklere bürünsün? neden biri üç gün aç yatarken öbürü tıka basa yesin? ben öyle sanıyorum ki; bunlar tanrı'nın bile gücüne gidiyordur...'