seven insanlar birbirinin zehrini alır,birbirine şifa olur, birbirini kurtarır. böylesi daha gerçek daha insaniydi. Sartre’ın “cehennem başkalarıdır” sözüyle de çelişmiyordu bu; çünkü yaşamınız boyunca size değenlerin bazıları cehennemi yaşatır, ayazda titretir, demir parmakların ardında çürütür. bazılarıysa cenneti sunar, sıcacık bir kucakla sarar, masum bir gülüşle hayata döndürür.
herkes onun bir sıra neferi olmasını istiyordu, bir dişli olmasını, çarkın içinde. onu belirli kategorilere sokmak niyetindeydiler. oysa o hepsine karşı direnmek ve kendi kendisinin sahibi olmak anlamına gelen seçmek fiilini gerçekleştirmek istiyordu.
sevdanın temelinde belki de bu vardı: seçilmiş olmak, ayrıştırılmış olmak, diğer insanlardan ayrı olarak sana bakılması, senin benimsenmen, senin tercih edilmen ve bir sırrın ortağı olmak. işte bu sevdanın ilk adımı değil miydi?
aşk onun çözülemeyecek denkleminde bir bilinmeyendi ve o; bu denklemi çözmek için ne bir çaba sarf ediyor ne de bir merak taşıyordu içinde. sadece görmezden geliyor, varlığını yok sayıyordu.
etrafında bir hilal gibi tavaf ettiğimiz Çanakkale… sana bu mana yetmez mi? sen iç ve dış denizlerin ortasında bir baştan bir başa göğe yükselen yekpare bir şehit kabrisin. gaza diyarı, kendi anıdın kendinsin.