Miraç

Miraç
@miracsrn
Okumak, okumak ve okumak...
...konuşmayı sürgünlüğüne son vermek, en azından sürgünlük sızısını dindirmek için icat eden insanoğlu, Doğaya kulak vermek yerine, Doğadan iyice uzaklaştı. Kendine duyduğu büyük bir özgüvenle, kibirle kulaklarını Doğaya tıkadı. Artık suyun şırıltısını, denizin karaya vuruşunu, ayın ışıltısını, göğün gürleyişini, şimşeğin çakışını, yağan karı, uçan tozları, çiçek tozlarını, bunların hiçbirini dinlememeye başladı. Onlarla konuşmayı kesti ve sadece kendi yarattığı dil ile oluşturduğu konuşmaya verdi kendini. Konuşma, sürgün edilmiş olduğu Doğanın söyleşisine özeneceğine, onu reddetti. Kendi yapay dünyasına kapandı. İnsanoğlu, Doğaya boyun eğeceğine, ona egemen olmaya yeltendi. Bu mümkün değil tabii. Doğa, daha önce de söylediğimiz gibi, bizi gereksinmez. Bizi görmez bile. Nitekim biz, şimdi artık kesindir ki, kendi dilimiz içinde sıkışıp kaldık. Önceleri toplumsal bir işlev gören konuşma ve Dil, gitgide kendi içine kapandı, bireyselleşti, bireylerin dili adacıklar hâlinde, büyük bir kayadan kopan kaya parçaları gibi toplumsal dilden koptu, ayrıştı. Herkes kendi diliyle konuşuyor artık. Kendi dili herkesin kendi hücresi hâlini aldı. Dilimiz, bizi kapana kıstırdı. İcat ettiğimiz, kendimizi aşma cesaretini göstererek bir başkasına yönelme, kendimizden çıkma girişimi olan konuşma, en sonunda kendi içine kapanıp atomlaştı. Kimsenin konuşma balonu kimsenin konuşma balonuna değmiyor. Üstelik okunmuyor da; boş mu dolu mu, o bile belli değil. Dilin bu denli bireyselleşmesi, egonun şişkinliğinin, insanın kendi haddini bilmezliğinin bir sonucu değildir de nedir? Şişkin egoyu söndürmek, haddi yeniden bilmek gereklidir."
Sayfa 51 - Türkiye İş Bankası Yayınları·Kitabı okudu
Reklam
"Demek ki iyilik gibi, aşk gibi, konuşmak da aslında bize verili olan bir yetenek değil; en başından bize bahşedilmedi konuşmak. Biz, şimdilerde pek küçümsenilen insanoğlu, başardı bunu. İnsanın yaptığı her şeyden bu anlamda anlamda kendimi sorumlu tutuyor, yaptığı her şeyi yükleniyorum. İnsan, her şeye karşın, bütün o 'darlığı'na, zayıflığı'na ve hatta ve hatta ‘aşağılık kompleksi'ne karşın yine de 'doğaüstü bir varlıktır. Hem doğaüstü, hem de doğa dışı bir varlıktır. Doğanın dışında kalmışlığı, bu doğanın varlık koşulları içindeki gerçekten de absürd varlığı onu kendi kendini aşmaya zorlamıştır. Doğada varlıklar arasında, bizim anlamamız mümkün olmasa da, var olan söyleşiden ve dışında kaldığımız o büyük konuşmadan sürgün edilmişliğiyle insanoğlu, bir sürgündedir. Bu sürgünlük hâli, insanın her şeyden önce konuşmayı kendine göre 'icat etmesini' zorunlu kılmıştır. İnsan konuşmayı yaratmıştır. Ne müthiş değil mi?"
Sayfa 50 - Türkiye İş Bankası Yayınları·Kitabı okudu
Sence de hisler, sezgiler aklın kategorileşmediği anda devreye girerek, sınıflandırarak analiz etmektense 'külliyen' görmemizi, nüfuz etmemizi sağlamaz mı? Akıl ayrıntıda takılır, sezgiler ise resmin bütününü gösterir."
Sayfa 44 - Türkiye İş Bankası Yayınları·Kitabı okudu
Zira, biz yaşantılarımızı kendi bulunduğumuz konumun kısırlığı içinde yanlış yorumlayabilir; hoşgörüden çok kendi içimize kapanmayı seçebiliriz. Hâlbuki sanat eseri, bize bizim yaşadıklarımızın dışında, bir başkasının yaşadıklarını anlatarak Dünyaya bulunduğumuz yerden farklı bir noktadan bakabilmemizi sağlar. Bizi bir başkası yapar. Aslında her okuduğumuz romanla, şiirle, gördüğümüz filmle sürekli yeni kişilikler ediniriz. Her yeni kişilik, her yeni 'bir başkası' bizim Dünyaya farklı açı lardan bakmamızı, demek duyarlığımızı genişletmemizi, sonuç olarak konuşma yetimizi artırmamızı sağlar. Zira, konuşabilmek için ilk önce anlamak gerekmez mi? Anlamak da ancak konuştuğumuz kişinin bulunduğu yerden Dünyaya bakabilme yetisini gerektirir. Anlayarak, yenilerek, konuşur, anlatırız."
Sayfa 42 - Türkiye İş Bankası Yayınları·Kitabı okudu
Lanetli şair Arthur Rimbaud, ateşi çalan şair, 'Ben bir başkasıdır' demişti. Bu ne demektir? Şu: Ben, Dünyayı sadece kendi bulunduğum yerden, kendi duyarlığımın izin verdiği ölçüde görmemeye çabalıyorum. Kendi varlığımın sınırlarından taşmaya çalışıyorum. Böylece de Dünyayı algılamakta kaskatı kesilmiyorum. Velhasılı, sanat bize bir başkası olmayı öğretir. Belki kendi sınırlı öm rümüzde, kendi sınırlı algılayışımızla, kendi yaşantılarımızla asla fark edemeyeceğimiz 'ruh hâlleri'ni yaşamamızı sağlar. Örneğin, roman okurken, romandaki kahramanların yaşadıkları aracılığıyla, bizim belki de daha önce hiç karşılaşmadığımız bir durumu ve bu durumun o karakter üzerinde yarattığı etkiyi, tam olarak yaşayamasak da, bu mümkün değildir, en azından tanırız. Bu roman bize bilmediğimiz bir ruh hâlini, bir gerçekliği tanıtır. Ve gerçek hayatta, sözlerimi romanın 'kurgusal bir hayat' olduğunu kabul ederek söylüyorum, ki bu da tartışılır, bizi böylesine bir gerçekliğe hazırlar; benzer bir durum içinde olan insanları anlamamızı kolaylaştırır. Artık yeni bir durum bizim için aslında yeni bir durum olmayacaktır; çünkü onu daha önce bir başkasının yaşadıkları aracılığıyla tanıyoruzdur. Gerçi hayatta da, bire bir yaşantılarımız da böyle bir düzenek içinde, bize yeni bir yaşantıyı, belki de hiçbir zaman karşılaşamayacağımız bir insanlık durumunu gösterir. Bu, duyarlığımızı genişletir; diğer insanlara karşı hoşgörüyü artırır. Bu roman bize, bir gerçekliği daha göstererek, gerçeklik sınırımızı genişletmiştir."
Sayfa 40 - Türkiye İş Bankası Yayınları·Kitabı okudu
Reklam