İnsan yalnız kalmayı sever ama yalnız ölmeyi sevmez. Sanki hep öyleymiş gibi alışkanlığa çevirir. Yalnızlığı seven insan bile tadını çıkardıktan sonra bu evreyi bitirir, çünkü yalnızlığın anıları yoktur.
İnsan kendini anılarla var eden bir varlıktır ve anılarda da mekan insandır.
Çok severdi babası geleceği anlatmayı, aynı şekilde geçmişi sürekli ısıtmayı. Geçmiş ile gelecek arasında gidip gelmek için kullandığı bir köprüydü yaşadığı an. (...) Belirgin olarak kabul edilen zamanın bu iki kıyısına karşın, şimdi denilen zaman mefhumu en belirsiz olanıydı. (...) Geçmiş ve gelecekten arındırılan bir şimdi, nasıl kullanılacağı bilinmeyen bir enstrüman olarak görülürdü. Denenmediği için çıkardığı sesi insanlar unutmuş gibiydi.
Büyükler sayılara bayılırlar. Tutalım, onlara yeni edindiğiniz bir arkadaştan söz açtınız, asıl sorulacak şeyleri sormazlar. Sesi nasılmış, hangi oyunları severmiş, kelebek biriktirir miymiş, sormazlar bile. ''Kaç yaşında?'' derler, ''Kaç kardeşi var? Kaç kilo? Babası kaç para kazanıyor?'' Bu türlü bilgilerle onu tanıdıklarını sanırlar.
(...)
Böyledir onlar. Çok şey beklememelisiniz. Çocuklar büyükleri hoş görmeye alışmalıdır.