Eğer aşkı doğuran Maurice ise, bunu koruyan ve aşk ırmaklarının bahçelerini sulamasını sağlayan Clive oluyordu. Ister acıda ister duygusal- likta, tek bir damlanın boşa gitmesini istemiyordu ve gitgide yeminlerden (söylenebilecek her şey söylenmişti) ve hatta neredeyse okşamalardan vazgeçmişlerdi. Mutlulukları birlikte olmaktı; kendi dinginliklerini başkalarına da yayıyor- lardı ve artık toplumdaki yerlerini alabilirlerdi.
Ateş basmıştı yanaklarını. "Maurice, Maurice, Maurice... Oh, Maurice-"
"Biliyorum."
"Maurice, seni seviyorum."
"Ben de seni."
Fazla arzu etmemelerine rağmen, öpüştüler. Sonra Maurice, geldiği gibi, pencereden yok oldu.
Kadınlarla ilgiliymiş gibi yapmayacaktı -asıl sınav da buydu- onu çeken tek cins kendi cinsiydi çünkü. Erkekleri seviyordu ve hep onları sevmişti. Onlara sarılmak ve kendi varlığını onlarla özdeşleştirmek istiyordu. Kendi aşkına yanıt veren erkeği yitirdiği şu an, bunu itiraf ediyordu.