Geçmiş Ne Zaman Geçer? ​Geçmişten bahsedelim biraz. Geçmiş ne zaman geçer? Neye geçmiş deriz? Neye geçmemiş deriz? Henüz acısı taze olan tecrübe geçmiş midir mesela? "-miş"li, "-di"li zamana geçtiğimiz her an geçiyor mu her şey? ​Bilmiyorum. Size soruyorum çünkü benim bunlara ayrıca verebilecek bir cevabım henüz yok. Henüz bunu tecrübe edemedim. ​Geçmiş bence bizim postürümüz. Hatalardan ders almadıkça, yenilerini daha ağır biçimlerde ekledikçe lordozunuzun arttığını düşünün. Kamburunuzun daha çok çıktığını ya da... Omuzlarınız daha çok öne kapanıyor, yavaş yavaş daha da eğiliyorsunuz öne. ​Hatalardan ders aldığımız bir geçmiş ise sırt ve omuz kaslarımızı daha da güçlendirilen o dik duruştur. "Hatamla da doğrumla da yanlışımla da ben kendimin arkasındayım" diyebilmek gibi. Her yanlışında olsun, "Ben bunu yaptıysam bir bildiğim vardı" deyip heybene bu da o yolun hatırası diyerek bir çakıl taşı atmak belki de. ​Her yolun farklı hatırası olur. Aynı yoldan iki kere geçersen ya bir şeyi eksik öğrenmişsindir ya da yolunu kaybetmişsindir. Aynı yollardan tekrar geçilmemeli çünkü. Aynı yüzlere, aynı hatalarla bakılmamalı. ​Ben geçmişi karanlık olarak görmeyi tercih etmem. Elinde mumla da bakabilirsin oraya ama en sonunda o mum da söner veya elini yakabilirsin. Mumlar sonuna kadar yanar.
Duygu ve Düşünce
Cennet kuşu Aleviler Alevi dedesi kör aşık Öyle söyleme gerçeği bilme bir ayrıcalıktır mutsuz olma ayrıcalığı Ahmet Ümit Aşure günü cem evinde toplanmıştık diyerek söze Allahın 99 ismi ile başlıyor iki gözü ama olan kör aşık bana niye kör derler bilirmisiniz dünyayı görmediğim için evet dünya hakkında gerçeği bilmek her zaman mutsuz eder insanı çünkü dünya senin değil sen ise dünya seninmiş gibi amel işlersin çocuğuna anana babana bağlanır vedalaşınca ağlarsın oysaki belkide gittikleri yer buradan güzeldir senin olmayana neden ağlarsın ey insan dünyanın en hakiki gerçeği ölümdür ayrılıktır dünya mutsuzluk yeridir dünyanı Cenabı Hakkın yolunda infak edersen mutlu olabilirsin dedikten sonra sözüm bölündü Cem töreninde bizi izlemeye gelen tıfıl Ali sordu ey kör aşık Aleviler kimdir bak dedim tıfıl Aleviler hak dostu hak aşıklarıdır özümüz sözümüz imam Ali canım Alidir yolumuz kerbeladır Resulullahın izinden gelir onun toprağına gideriz ey kör aşık dedi aşureler mis gibi koktu dedimki tıfıl bu cemin ilk törenidir olgunlaşmak için hizmet etmeli dergâha gönül vermelisin yası matemdi o gün hacı bektaş pir sultan gönüllüler zülfikâr ve başlarında yeşil bandaj imamım Ali yazan yazı ile Hakkı zikredip cem evinde cem etmeye başladılar kör aşık Alevilik soyu Hz Muhammede dayanan ulu inançtır diyordu her kerbelada özü ağlardı Selam olsun ehlibeyt aşıklarına Fakat derinlerdeki gerçek bazen başıboşluğumuzda hayallerimizde su yüzüne çıkar Virgina voolf Es-selam Aleyküm ve Rahmetullah Allahın selam ve bereketi sizlere olsun 1000k ailesinin kıymetli üyesi virgina voolf alıntısınde her gerçeğin bir gün su yüzüne çıkacağını ifade ediyor bugün Maraşta madımakta katledilen alevi insanı ehlibeyt aşıkları Kuraana bağlıdır tesiri altındadır Hz Muhammed SAV in dediği gibi ümmetim
Din
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
*DARHANE ÇORBASI* Devrin sultanı, Ramazan ayında, bir gün tebdil-i kıyafetle şehri dolaşmaya çıkar. Yanında başveziri vardır. Sultan; Paşa, akşam ezanı kimin kapısının önünde okunursa o evde iftar edelim, der. İftar vakti yaklaşmıştır. Ara sokaklara girerler. Her evin kapısının önünde bir kişi beklemektedir. Bir misafir bulup evlerine iftar için çağıracaklar. Başkalarına iftar ettirmenin zevkine tadacaklar ve sevabını alacaklar. Sultan ve veziri kendilerini tanıtmadan, herkese selam vererek giderler. İftar topu atılıp akşam ezanı okunmaya başladığında, fakir ama gönlü zengin bir Müslümanın evinin önündedirler. Zaten ev sahibi de iftara birilerini çağırabilmek için orada beklemektedir. Sofra hazırlanmış. Sıcacık taze ekmek, tuz ve mis gibi tüten bir çorba vardır. Tuzla iftarlarını açarlar, ekmek ve çorba ile karınlarını doyururlar. Çorba, sultanın çok hoşuna gitmiştir. Ev sahibine; "Bu çorba çok hoşuma gitti. Ne çorbasıdır bu?" diye sorar. Çok zeki ve firasetli olan ev sahibi, misafirinin Padişah olduğunu hemen anlamıştır; "Dar hane (fakir hane) çorbasıdır, sultanım" diye cevap verir. Bu zekice cevap padişahın hoşuna gider ve o fakiri ertesi gün, ikram ettiği çorbanın tası ile saraya davet eder. Adamcağız gelince, padişah emir verir ve doğruca Darbhane'ye gönderir. Orada tası ağzına kadar altınla doldururlar. Tekrar padişahın huzuruna getirdiklerinde, padişah adamın halini sorunca der ki: "Sultanım, darhanemize (fakirhanemize) teşrif buyurdunuz ve darhane çorbamızdan içtiniz. Bu çorba şimdi "Darhane" değil "Darbhane" çorbası oldu" der. Darhane, Anadolu insanının dilinde *"tarhana"* olarak yerini alır. Bazı yerlerde ise daha da kısaltılarak "tarana" olarak kullanılır. *Huzur Pınarı* huzurpinari.com
Alıntı
Yavaş ve sakin bir pazar. Mis gibi
1000Kitap
yarın son kullanma tarihi bitecek yumurtaları kurtarmak için mutfağa girip kek yapmaya çalışan o vizyonsuz benim 1 tepsi tatlı 1 tepsi tuzlu yapıp toplam 6 yumurta harcayacağım bu sayede yumurtaların hepsi çöp olmayacak kekleri buzluğa fırlatıp tam bir emekli bunak gibi yaşayacağım mis !
Hi Coffee lovers :)
The best pause in life is the aroma of a freshly brewed coffee. Hayatın en güzel molası, mis gibi bir kahve kokusudur.