İslam tarihi boyunca gül, Efendimizle (sav) özdeşleşmiştir. Hatta O'nun sembolü olmuştur. Zira teni mis gibi gül kokardı. Derler ki Anadolu'da kız isimlerinin sonuna gül eklenmesinin nedeni budur. Kız çocuklarına pey-gamber ismi veremeyen babalar, koydukları adların sonuna O'nu temsilen gül iliştirirmiş. Ayşegül ve Fatmagül gibi.
"Gerçekten istenmediği için içtenlikten yoksun olan ya da ezberlediği için içeriği üzerinde düşünülmeyen ve bu nedenle kendi başına ve kopuk kalan, boş bir sözün ötesine geçmeyen, dolayısıyla da bilgi,beceri ve sorumlulukla desteklenmeyen niyete mış gibi niyet diyebiliriz."
Okumamış ve şehirleşmemiş Türk köylüsü bu ülkenin okumuş insanından daha dürüst, daha fazla değerler bilinci var. Sanki eğitim sistemimiz eğittiği kişide değerler erozyonu yaratıyor.
- Jermen Fransa'da bulunduğumuz zaman sana ekseriye Şark'ı anlatırdım. Mesela Nil Nehri'nden büyük bir Göksu Deresi... Üzerinde binbir renkli fenerlerle donanmış yüzlerce, binlerce kayık geziyor... Kayıklarda yaşmaklı feraceli harem ağaları... Derenin kenarında büyüklü küçüklü, kubbeli minareli bir yığın saray... İçlerinde elektirik lambaları yanıyormuş gibi parlak çiniler ve buna benzer daha bir çok şeyler... Bu binbir gece masalları dekorunu maatteessüf sana İstanbul'da gösteremeyeceğim. Niçin mi diyeceksin? Şunun için ki İstanbul'da böyle şeyler yok... Göksu denilen yer ufacık bir çamurlu su sızıntısı imiş... Kenarlarındaki saraylar ve bahçeler muhacir kulübeleriyle gübre tarlalarından ibaretmiş... Buhurlar, amberler ve türlü musiki ahenkleriyle dolu havasında sivrisinek bulutları gezermiş... Dikkat ediyor musun Jermen, hep "mış... miş" diye söylüyorum, çünkü bir İstanbullu için ayıp olmakla beraber ben bu Göksu Deresi'ni henüz görmedim... Ben ki coğrafya derslerinden daima tam numara almış zabitim... Öyle ise Şark'ı ve İstanbul'u niçin sana bu şekilde tasvir ettim? Sebep gayet basit... Sizin muharrirleriniz Şark'ı böyle düşünmüş, böyle sevmiş, böyle yazmışlar...