Din, insanı yücelten ve fıtrata döndüren bir "istikamet" olmaktan çıkıp, dünyevi kazanımlar için bir "enstrüman" haline getirildiğinde, ifade ettiğiniz gibi ifsad (bozulma ve çürüme) kaçınılmaz oluyor.
Kapitalizmin "her şeyi metalaştırma" kabiliyeti, maalesef inanç alanını da bir tüketim nesnesine dönüştürmüş durumda. Bu süreçte din, ruhu arındıran bir disiplin olmaktan ziyade, vicdanı rahatlatan bir aksesuar veya statü aracı olarak pazarlanabiliyor.
Bu döngüden çıkış için birkaç temel durak üzerinde durulabilir:
1. "Araç" ve "Amaç" Değişimi
Din, kişisel ikbal, ticari kazanç veya sosyal prestij için bir basamak kılındığında özünü kaybeder. Hakiki bir duruş, dünyevi araçları (mülk, makam, imkan) dinin yüksek ahlaki amaçlarına hizmet ettirmeyi gerektirir. Bu sıranın tersine dönmesi, toplumsal dokudaki güveni ve samimiyeti yok eder.
2. Tüketim Kültürüne Karşı "Kanaat" ve "Kıst"
Kapitalizm, "daha fazlasına sahip olmanın" mutluluk getireceği illüzyonuna dayanır. Bu zihniyetle kodlanmış bir birey, ibadetlerini bile bir çeşit "kazanç-kayıp" hesabıyla, niceliksel bir büyüme hırsıyla yapabilir. Oysa adalet ve pay etme anlamına gelen kıst bilinci, tüketimi değil, dengeyi ve bölüşmeyi merkeze alır.
3. "Mış Gibi" Yapmaktan Kurtulmak
İnanç değerlerinin reklam metinlerine, ticari markalara veya siyasi retoriklere dolgu malzemesi yapılması, o değerlerin içini boşaltır. Bu gidişattan çıkış, kelimelerin ve kavramların asıl manalarına iade edilmesiyle (salah) mümkündür.
4. Zihinsel Hicret
Kapitalist kodlarla düşünmeyi bırakmak, "sahip olmak" yerine "olmak" (insan-ı kâmil) yoluna girmeyi gerektirir. Bu bir çeşit dijital ve zihinsel sadeleşmedir; gürültüden, gösterişten ve sürekli bir şeyler alma/satma dürtüsünden uzaklaşarak özle temas kurmaktır.
Söylediğiniz gibi, bu ifsadın