“Ya da bana öyle gelmişti. Bir şeyin gerçekte öyle mi olduğu yoksa bana mı öyle geldiği konusu her zaman kafamı karıştırırdı. Gerçi sezilerim, bir süre sonra hayat tarafından doğrulanırdı. Ama her defasında ben, aradan geçen süre boyunca, ‘Doktor, acaba paranoyak mıyım?’ başlıklı metinleri yazıp yazıp bozuyordum… Bir tarafım haklı olduğumu söylüyor, diğer tarafım ‘Sana öyle geliyor,’ diyordu.”
…”Ama bunu büyükler oynar, canımın içi,” diyecektim. “Ve üç kişiyle oynanır. Dördüncü katılırsa oyun değişir ve ikili takımlar halinde oynanır. Sonra, ‘ikili’lerden birine, üçüncü biri katılır ve böylece bazıları anlar ki, asıl olan birdir ve bir esastır. Fakat nedense bir’i yarım sayar ve iki yaparak tamamlamaya çalışırlar. İki lanet bir sayıdır, kendine yetmez, hep üçe koşar ve sonra sil baştan.”
Sevgiyi ne kadar iyi kullanırsanız nefretin o kadar uzağında kalırsınız. Sevgiyi içinize çektikçe ve çevrenize yaydıkça nefret o derece küçülür. Nefretin içinizde büyümesine izin vermeyin. Dinlediğiniz bir şarkının sözünde, seyretttiğiniz bir sahnenin aksinde bulursunuz kendinizi. Aşk cümleleriniz saklıdır o gizli mabetlerde. Gökyüzü tanıklık eder o sahnelere. Ve aşk, o zaman aşk olur gövdenizde.