Sayfa sayısı itibarıyla bir solukta okunabilecek olan kitap; baş karakterin var oluşçuluk felsefesi zemininde iç dünyasında duygusal ve psikolojik olarak sorgulama ve yargılamalarıyla devam ederken ifade tarzında edebî bir dil kullanmaktan ziyade gündelik konuşmalarla yaşadığı ikilemleri eleştiriyor. Kitapta; kısmen Türk edebiyatından Oğuz Atay üslubu, dünya edebiyatından Albert Camus’un “Yabancı”sına benzer postmodern bir eser tadı almak mümkündür zira dönemin özelliklerine istinaden bolca sembol ve imgelere yer verilmiştir. Bence kitabı sempatik kılan işte bu özelliğidir. Kanaatimce her birey gündelik yaşantısında veya önem atfettiği konularında bu ikilemi iç dünyasında yaşar fakat kimseye bunu bildirmek istemez, kendine bile. :) Dolayısıyla eser herkesin haz edeceği ya da sempatiyle bahsedeceği bir kitap olmayabilir. Yazarın yüreğinden kalemine dökülen emeğine sağlık. Herkese keyifli okumalar…