Bu anlamda İslâm’ın, orta yol olduğunu bilirim. Aşırılığın iki cinsi olan ifrat ve tefritten mümkün olduğu kadar kaçınma ihtiyacını ve şuurunu boyuna aşılamaya çalışmak gereğinin hayati önemini unutmam.
Doğuyla batıyı değerlendirirken de aynı ruh hâkim olacaktır bana. Kendimi mutlaka doğulu, ya da şimdi birçoklarının gereksiz olarak yaptığı gibi batılı saymam…
Bana gelip çarpan düşünce ve iddialar, İslâm’ın hakikat menşurunda imtihana tâbi tutulurlar ruhumda. Doğu din kurucuları ve filozoflarından Yunan filozoflarına ve yeni çağ bazı filozof ve düşünürlerine kadar bütün düşünür ve filozofların söylediklerinde görülen hakikat parçacıkları, Hakikat Sisteminden almış oldukları veya Allah'ın halk ettiği bu âlemi gözleme ve inceleme sonunda, akıl ve tecrübe vasıtasıyla buldukları bir takım hakikat parçacıkları varsa, bunlar, şüphesiz otomatik olarak sahip ve mensup olduğum Hakikat Sistemi olan İslâm inanç, düşünce, davranış ve duyuş sistemine gelir katılırlar. Ya da ben böylesi hakikat parçacıklarını, Ulu Peygamberin: "Hakikat mü'minin kaybolmuş malıdır, nerede bulursa alır" buyruğuna uyarak alır, sistemin detaylarından yapmak üzere onları büyük yapıya katarım.
Yüreğim Milletimin halinden kanlıdır. Böylece bir milletin, İslâm Milletinin düştüğü acı bölünme, cehalet, maddî ve mânevî batış hali beni tarifsiz sıkıntılara düşürür. Ama yine Allah'ın rahmeti gelir, beni ye'se düşmekten kurtarır.
Ona olan imanım, yine Milletimin yüceleceği inancını doğurur bende. Yine aşkla ve şevkle dolarak dâvanın hizmetine koşarım.
Bir gün gelecek, yine Yüce İslâm Milleti, bilinçlenecektir. Nerelerden nerelere geldiğini öğrenecek ve bu onu uyandıracaktır. Buna en büyük bir inançla inanıyorum.
Doğuyu batıyı bilmeliyim. Eski uygarlıkları derinlemesine incelemeliyim. Yükseliş ve düşüşlerin sebeplerini derinden derine araştırmalıyım. Allah’ın insanoğluna en büyük nimeti olan İslam inanç ve medeniyetine mensup olan bir toplum, nasıl olur da bugünkü acıklı duruma düşer? Bunun mutlaka bir veya birçok sebebi vardır. Bunu bilmeliyim. İşte bütün bu konuları incelemekte ilim benim rehberim olacaktır.
Kuran ve İslam kıyamete kadar mahfuzdur. Allah buna söz vermiştir. Ancak bu mahfuzluğu yanlış anlamam ve bu sözü kendi anlamından başka bir yoruma bağlamamam gerekir. Evet, Kur’an ve İslam mahfuzdur, fakat hiçbir kişinin veya toplumun imanını koruyabilmesi taahhüt edilmiş değildir. Her kişi kendi inancını, her mümin toplum kendi Müslümanlığını korumak, devam ettirmek mükellefiyetindedir. Bunu yapmadığı taktirde umutsuzlukların, inkâr, isyanın uçurumlarına ve karanlığına yuvarlanabilir.
Erdem sitesinin bir işçisiyim. Bu sebeple kapitalist veya komünist siteler gibi zulüm sitelerini yıkmak borcumu hiçbir zaman unutmuyorum. Şeytanın kentini darmadağın etmeye and içmişim.