Var olduğumu fark etmiyordum artık; kendimde
değil onda var oluyordum. Onun için yemek yiyor, onun için nefes alıyordum. Her hareketimin anlamı kendi dışımda, orada, tam karşımda onda bulunuyordu. Kağıdın üzerine harfler yazan elimi de, yazdığım cümleyi de görmüyordum artık. Ama kağıdın ardında, ötesinde, bu hareketi istemiş olan ve bu hareketle var oluşunu uzatıp pekiştiren marki varlık nedenim olmuş, beni kendimden kurtarmıştı. Peki şimdi ne yapacağım?
Ben geçmişimi nerede saklayacağım? Geçmişinizi cebinizde saklayamazsınız; onu koyacak bir eviniz olmalı. Benim gövdemden başka bir şeyim yok; yapayalnız bir adam salt gövdesiyle anıları saklamaktan keyif alamaz. Anılar üzerinden geçip gider onun. Ama yakınmamalıyım: Sadece özgür olmayı istemiştim ben.
Birisini sevmeye kalkışmak önemli bir işe girişmek gibidir, bilirsin. Enerji, cömertlik ve körlük ister. Hatta başlangıçta bir uçurumun üzerinden sıçramanın gerektiği bir an vardır. Düşünmeye kalkarsa atlayamaz insan. Artık bu gerekli sıçrayışı yapamayacağımı biliyorum.