Her üç işgal de, yani Mısır'ın Napoléon, Mekke'nin Vehhabiler ve Suriye'nin de İbrahim Paşa tarafından işgali Arap topraklarında Osmanlı idaresine alternatifler olduğunu göstermişti. Avrupalıların işgalini, kabile savaşçılarının ideolojik olarak güttüğü veya daha güçlü bir askeri gücü elinde tutan başka bir despotun idaresini içeren bu işgallerin hiçbiri geleneksel Sünni Müslüman elitler için özellikle çekici değildi. Yaklaşık olarak otuz yıl içinde meydana gelen bu sorunlar tek bir neslin üyelerinin en azından dolaylı olarak üçünü de deneyimlemelerine yol açtı. Bu olayların yarattığı travma açık bir şekilde işgallere belli bir mesafeden tanık olanları bile sarstı. Onlar için hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı ve birçoğu geleceğin getireceği mühim değişiklikleri me rak etmiş olmalıydı. Bir zamanlar Osmanlı hanedanının sağladığı güvenlik hissinin yerini şimdi eski düzenin gelecekteki şiddetli saldırılar karşısında ayakta kalacak kaynaklara sahip olup olmadığı konusunda belirsizlik almıştı. Eğer değişimin şiddetli temsilcilerinin Osmanlı Arap topraklarının halklarına bir mesajı varsa, bu da gelecek yılların daha fazla acıya gebe oluşuydu.
Sayfa 172
Kuzey Afrika eyaletlerine gelirsek, onların "modernleşme" deneyimi İstanbul'dan çok, 1830'dan sonra Fransızların Cezayir'i işgaliyle Avrupa'da gelişen olaylarla daha yakından ilişkiliydi. 1830 yılı net bir biçimde on binlerce yaşam pahasına silahlı kuvvetlerin dayattığı Fransız muhayyel "modernizminin" Cezayir insanlarının geçmişiyle ilişkisinin kesilmesine işaret etti. Osmanlı idaresi 1881'e kadar Tunus'ta, 1914'e kadarsa Mısır'da hâlâ devam ediyormuş gibi görünecekti. Gerçekte ise, Kuzey Afrika'nın çoğu 19. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu tarafından kesin olarak "kaybedilmişti." Kuzey Afrikalıların çoğu için, "modernleşme" Avrupalıların kendilerine dayattıkları modernleşme tecrübesiyle birlikte emperyalizm anlamına geliyordu.
Sayfa 171
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Mehmed Ali Osmanlı sultanı tarafından sadık Mısır valisi olarak tayin edilmiş olmasına rağmen, 1831'de efendisine düşman olacak ve oğlu İbrahim'e Suriye'ye Batı tarzında eğitilmiş bir orduyla girmesi için emir verecekti. Bölgenin bazı tarihçileri "modern çağın" başlangıcını bu yıl olarak görürler. Filistinli tarihçi Adel Manna Filistin toplumu esasen Tanzimat reformları (1839-76) dönemine kadar değişmeden kaldığı için Mısır işgalinin modernleşmenin başlangıcı olarak görülmesini yanlış bulur. 1831 yılı ayrıca Osmanlıların Bağdat'ta Memlûk rejimini alaşağı ettiği yıldır. İronik olarak, başkente uzaklığına bakılırsa Bağdat İstanbul'dan dayatılan merkezi rejime yönelik girişimleri tecrübe eden ilk Arap eyaletiydi. Bu, giderek artan biçimlerde vergilendirmenin ve asker vasıtasıyla dayatılan daha etkin bir düzenin eşlik ettiği daha güçlü bir merkezi kontrolün siyasi modernizme eşit olup olmadığı sorusunu doğuruyor.
Sayfa 171
Mısır'ın dışında, önemli olarak görülen başka tarihler de var. Çöl savaşçıları 1801'de Muhammed ibn Abdü'l-Vahhab'ın vaaz ettiği "arınmış" İslam adına kutsal şehir Kerbela'yı yağmaladılar. 1803'te, kutsal şehir Mekke'yi kısa bir süreliğine işgal ettiler. Medine'yi de işgal ettikleri 1805 tarihinde geri döndüler. Bu olaylar Müslüman dünyanın her yerine şok dalgaları gönderdi. Tüm bu olanların Irak'taki Şiiler üzerindeki etkisi aşikârdı ve buna karşılık daha fazla saldırıdan korunmak için Bedevi kabileleriyle ittifaklar kurdular. Müslüman kardeşlerine uygulanan şiddete şaşırmakla beraber, İbn Abdü'l-Vahhab'ın hanedanının İbn Saud'unkiyle siyasi ittifak yapması Sünni ulema için Osmanlı hanedanının 16. yüzyıldaki fetihlerinden beri Osmanlı Arap topraklarında Sünni ulemanın çoğunluğunun oybirliği sayesinde keyfini sürdüğü siyasi meşruiyet talepleri üzerindeki tekelin sonunun geldiğini işaret ediyordu. Bazıları için şu soru akla gelmiş olmalıdır, eğer Osmanlı hanedanı ehl-i sünnetin güvenliğini artık sağlayamıyorsa, onun meşruiyetinin kaynağı nedir?
Sayfa 170
Eğer Ortadoğu’da erken 19. yüzyılın “modern çağa” yol açan önemli bir değişim potansiyeline tanıklık ettiği konusunda bir fikir birliği varsa, Osmanlı Arap eyaletlerinde bu çağın tam ola rak ne zaman başladığı sorusu geçerliliğini hâlâ korumaktadır. Cevap büyük oranda kişinin coğrafi perspektifine bağlı. Nesiller boyunca Mısır'daki okul çağındaki çocuklar için bu sorunun cevabı 1798'de Fransızların Kahire'yi işgaliydi. Mısır'ın milliyetçi anlatısında, Batılı emperyalistler listesinde birinci sırada gelmesine ve sonraki yüz elli yıl boyunca Mısırlılara eziyet verecek olmasına rağmen Napoléon, ister Memlûk ister Osmanlı adı altında olsun Türklerin ülkede yüzyıllardır süren baskıcı idaresinin sonunu getirdi.⁶² Ülkede Fransızların çekilmesinin ardından çıkan anarşide, Mehmed Ali yüksek oranda merkezileşmiş bir Mısır ulus-devletinin doğmasına sebep olacak çeşitli tasarıları uygulamaya koyacaktı. Her ne kadar onunla ilgili tarihsel bir hüküm vermede, örneğin bir tiran mı yoksa aydınlanmış bir despot olup olmadığı konusunda farklı düşünceler olsa da, Mısır'daki çoğu insan Mehmed Ali'nin "modern Mısır'ın kurucusu" olduğu konusunda hemfikirdi.
Sayfa 169
İki kıssada da ‘onların haberi yokken’ vurgusu vardır. Hazreti Yusuf’un kardeşleri onu kuyuya attıklarında “…Biz de Yusuf’a: Elbette bir gün gelecek sen onlara hiç beklemedikleri bir sırada bu yaptıklarını haber vereceksin, diye vahyettik.” der Allah. Fakat kardeşlerinin bu akıbetten haberi yoktur. Yani geleceğin Mısır vezirini kuyuya attıklarından habersizdirler, Musa kıssasında da ise bebek Musa’yı saraya aldıklarında aynı ifade kullanılır. Firavun’un kendi sonunu getirecek adamı saraya aldığından haberi yoktur. Nasıl haberi olsun, kundaktaki bir bebek veya kuyudaki bir çocuktan ne beklenir ? 
Sayfa 44·Kitabı okuyor