“Bilincimi yitirmiştim. Sanki ismini eskiden biliyordum. Gözlerinin parıltısına,rengine,kokusuna,
hareketlerine öylesine âşinâ idim ki,ruhlarımız önceki bir hayatta,cisimsiz maddesiz bir âlemde karşılaşmış da tek asıldan,tek maddeden oluşmuş,böylece bizim yeniden birleşmemiz âdeta kaçınılmaz olmuştu. Ben bu hayatta da onun yanında olmalıydım. Hiçbir zaman el sürmek değildi istediğim; gövdemin görünmez ışınlarının ona değmesi bana yetiyordu. Korkunç macera! İçimde ilk görüşten kalma, âşinâ bir duygu: Ben onu tanıyorum.”
Öylece ayakta duruyor, okuyor, dinliyor, karşılık veriyor, dahası,kendisi birtakım sorular soruyordu; ama bunların hepsini mekanik olarak yapıyordu. Şu anda onun bütün varlığını dolduran tek duygu, her türlü öngörüden,çözümlemelerden,gelecekle ilgili fal bakarcasına yapılan tahminlerden,kuşkulardan,
sorulardan uzak bir tehlikeden kurtulmuşluk duygusu; kendini korumuş olmanın doğurduğu sevinçti.
Her şeye bir anda karar vermesine yol açan rastlantının yer aldığı şu son gün, üzerinde mekanik bir etki yapmış gibiydi:
Sanki biri elinden tutmuş ve karşı konulmaz bir güçle ve hiçbir karşı koymaya yer bırakmayacak bir biçimde çekip sürüklemişti kendisini. Sanki elbisesinin eteğini bir makinenin çarklarına kaptırmış, makine de onu kendine çekmeye başlamıştı.
Kaldı ki,daha sonra düzeltilmesi olanaksız birtakım yanlışlara düşmemek için, bir insanı değerlendirirken hiç acele etmemek ve ona karşı son derece dikkatli, temkinli davranmak gerek.