​"Gözlerini açtığın o her sabah, dünyaya bağışlanmış bir şiirdir. Ben yüzlerce mısra yazdım, binlerce kelime eskittim ama sevginin en saf halini şu tek bir cümleye sığdırdım: Sen sadece nefes al... Çünkü senin bu hayatta var olduğunu bilmek, benim yazdığım ve yazacağım tüm şiirlerin en güzel tesellisidir."
Elitistlere sevgilerimle..
Düşünce ve duyguları, tüketim alışkanlıklarını, kültürel tercihleri ya da zihinsel eğilimleri ölçü alıp, "derin" ve "sığ" kalıplarına dayanılarak kurulan o üstenci, seçkinci ve narsist tuzağa düşmeyelim. Kendimizi "diğerlerinden" ayırıp fildişi bir kuleye kapatarak <güya> özel hissettirmeye çalışan o bencil sese kulak asmayalım, çünkü insanı yücelten şey, başkalarından uzaklaşması değil; aksine onlara yaklaşabilmesidir. Bu yüzden kuleyi biraz daha yükseltmek yerine, temeline ilk baltayı vuralım ve kibir tahtından kendi irademizle inelim. Elbette hepimizin dünyayı algılayış biçimi farklıdır. Her şeyin bir "bizcesi" vardır. Fakat bizimkisinden farklı diye diğerinin bencesini görmezden gelmek, değersiz ve sığ kabul etmek gerçeği yansıtmaz. Çünkü her ruh doğru yerden bakıldığında derindir. İnsan baştan sona okunulması ve keşfedilmesi gereken bir kitap gibidir, farklı bir dilde yazılmış olması <bizim onu anlayamıyor oluşumuz> onun "anlamsız" veya "boş" olduğunu değil, bizim henüz onun dilini (yaşanmışlıklarını, savunma mekanizmalarını, kültürünü) çözemediğimizi gösterir. Bazı insanlar uzun romanlar gibidir; katman katman açılırlar. Bazıları ise birkaç sayfalık bir öykü ya da tek dizelik bir şiir kadar kısa görünür. Ama biliriz ki bazen tek bir mısra, bin sayfalık bir ansiklopedinin söyleyemediğini söyler. Hayatını sade yaşayan, sessiz kalan ya da gösterişten uzak duran insanlar da böyledir. Az görünmeleri, az şey taşıdıkları anlamına gelmez. Birilerinin okumaya layık görmeyip sıkılarak yarım bıraktığı hatta okumaya tenezzül etmeyip kapağını dahi kaldırmadığı bir kitap bir başkasının okumaktan asla bıkmadığı en gözde başucu kitabı olabilir. Ciltlemesi yüzünden çöp muamelesi gören, hurda sayılan bir kitabı, bir koleksiyoner ısrarla tüm dünyada arıyor olabilir, birine hurda
Duygu ve Düşünce
Reklam
Belirsizliklerden nefret ettikçe o belirsizliğin ta kendisi oldu. Onu matematikte anlatsam 1 = 0. Onu tarihte anlatsam kazananı belli olmayan bir savaş. Onu Türkçede anlatsam yüklemsiz bir cümle. Onu fizikte anlatsam hangi sıvıyla ölçüldüğü belli olmayan açık hava basıncı. Onu İngilizcede anlatsam simple present tense; normalde her zaman yaptığım ama yarın yapıp yapmayacağım belli olmayan şey. Onu felsefede anlatsam bir şeylerin olmadığını kanıtlamak zorunda kaldığım bir problem. Onu biyolojide anlatsam çekirdeği olmayan bir hücre. Onu kimyada anlatsam periyodik tabloda özelliği belli olmayan bir element. Onu hukukta anlatsam anayasada yazmayan bir kanun. Onu tıpta anlatsam teşhisi belli olmayan bir hastalık. Onu istatistikte anlatsam anlamlılık değeri çıkmayan bir sonuç. Onu bilgisayarda anlatsam tanımlanmamış bir değişken. Onu mantıkta anlatsam öncülü doğru ama sonucu belirsiz bir çıkarım. Onu edebiyatta anlatsam güvenilmez bir anlatıcı. Onu psikolojide anlatsam tanı kriterlerine uymayan bir ruh hâli. Onu sosyolojide anlatsam ait olduğu yer belli olmayan bir birey. Onu ekonomide anlatsam ne zaman düşüp ne zaman yükseleceği bilinmeyen bir grafik. Onu zamanda anlatsam başlangıcı ve bitişi belli olmayan bir an. Onu iletişimde anlatsam gönderilmiş mi gönderilmemiş mi belli olmayan bir mesaj. Onu hayatta anlatsam ne kalmış ne gitmiş biri gibi. Onu coğrafyada anlatsam pusulası kuzeyi göstermeyen bir harita. Onu astronomide anlatsam kütlesi var mı yok mu bilinmeyen karanlık madde. Onu şiirde anlatsam kafiyesi yarım kalan bir mısra. Onu müzikte anlatsam tonalitesi olmayan bir beste; ne majör ne minör, sadece gergin. Onu resimde anlatsam perspektifi olmayan bir tablo; bakıyorsun ama içine giremiyorsun. Onu tiyatroda anlatsam perdesi hiç açılmayan bir oyun. Onu sinemada
985
en sevdiğim şiirde mısra en sevdiğim müzikte nota gözümün gördüğü gönlümün derdiği çiçeğim ebegümecimsin sen Cevahir Sevil 20.6.2026 📝📸
İnsan ve Hayat
Böylece bir kere daha boynunlayız sayılı yerlerinden En uzun boynun bu senin dayanmaya ya da umudu kesmemeye Laleli'den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız Birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun Ama nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemez Sevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyor Bütün kara parçalarında Afrika dahil Aydınca düşünmeyi iyi biliyorsun eksik olma Yatakta yatmayı bildiğin kadar Sayın Tanrıya kalırsa seninle yatmak günah, daha neler Boşunaymış gibi bunca uzaması saçlarının Ben böyle canlı saç görmedim ömrümde Her telinin içinde ayrı bir kalp çarpıyor Bütün kara parçaları için Afrika dahil Senin bir havan var beni asıl saran o Onunla daha bir değere biniyor soluk almak Sabahları acıktığı için haklı Gününü kazanıp kurtardı diye güzel Birçok çiçek adları gibi güzel En tanınmış kırmızılarla açan Bütün kara parçalarında Afrika dahil Birlikte mısralar düşünüyoruz ama iyi ama kötü Boynun diyorum boynunu benim kadar kimse
Bana bu şiiri okumanı o kadar çok isterdim ki… sanki sesin yalnız kulağıma değil, içimdeki en sessiz yere dokunacakmış gibi. “Çatalkaram, çingenem” dediğin her kelimeyle ben biraz daha kendimden çıkıp sana karışacaktım. Ben içimde seni bir mısra gibi taşıyorum, sen ise sanki hiç yazılmamışsın gibi susuyorsun. "Karadutum, çatal karam, çingenem Nar tanem, nur tanem, bir tanem Ağaç isem dalımsın salkım saçak Petek isem balımsın, ağulum Günahımsın, vebalimsin. Dili mercan, dizi mercan, dişi mercan Yoluna bir can koyduğum, Gökte ararken yerde bulduğum, Karadutum, çatal karam, çingenem, Daha nem olacaktın bir tanem Gülen ayvam, ağlayan narımsın Kadınım, kısrağım, karımsın.. Sigara paketlerine resmini çizdiğim, Körpe fidanlara adını yazdığım, Karam, karam, Kaşı karam, gözü karam, bahtı karam Sıla kokar, arzu tüter Ilgıt ılgıt, buram buram." Bedri Rahmi Eyüboğlu.
Reklam
Reklam