Babamdan kalan cüsseli poşetler odası
Puan vermedi·104 syf.··
2026 12. kitabı
Herkese merhaba arkadaşlar, bugün sizlere Babam dan kalan ‘Cüsseli Poşetler Odası’ isimli şiir kitabından bahsetmek istiyorum. Bu kitap, Umut Köksal’a ait ve her bir sayfasında derin bir duygusal dünyaya davet ediyor bizi. İçinde, babamla olan ilişkime, zamanla kurduğum bağlara, kimliğimi arayışa adanmış ayrı ayrı hikayeler var. Ateşten sıçrayan bir kömür gibi, babamın kalın parmakları gibi, her mısra bize kendi geçmişimizi hatırlatıyor. Bu şiirler, hem kişisel bir yolculuğa hem de evrensel bir zamana ayna tutuyor. Eğer siz de kendi hikayelerinizi bulmak istiyorsanız, bu kitaba mutlaka göz atın.
Babamdan Kalan Cüsseli Poşetler OdasıUmut Göksal · Tün Kitap · 20265 okunma
Puan vermedi
Mastar veya isim formunda Kur’an-ı Kerîm’de yetmiş kadar ayette geçen “Kur’an” kelimesinin hangi dilden ve hangi kökten olduğu konusunda âlimler tarafından bir mutabakat sağlanmış değildir. Resulullah’a nazil olan vahyin “Kur’an” kelimesi ile isimlendirilmesi yedinci yüzyıl Arap dili geleneğine pek uygun düşmeyen bir isimlendirmedir, şeklindeki bir düşünceyi İslam âlimleri ve müsteşriklerin kelimeye biçmiş oldukları anlamların çeşitliliği de güçlendirmektedir. Nitekim Arap edebiyatçısı Câhiz(ö.255/869) konuyla ilgili şu ifadelere yer vermektedir:” Allah kendi kitabını hem genelde hem de özelde Arapların kendi kelamlarını adlandırma tarzına aykırı biçimde isimlendirmiştir. Araplar şiirlerinin bütününü ‘dîvan’ diye nitelendirirken, Allah bir bütün olarak vahyi ‘Kur’an’ diye isimlendirmiştir. Araplar şiirlerin bölümlerini ‘kasîde’ diye nitelendirirken, Allah Kur’an’ın bölümlerini ‘sûre’ diye isimlendirmiştir. Araplar şiirlerinin daha küçük bölümlerini ‘beyt’ diye nitelendirirken, Allah küçük vahiy birimlerini ‘ayet’ diye isimlendirmiştir. Araplar şiirlerindeki mısra sonlarını ‘kâfiye’ diye nitelendirirken, Allah ayet sonlarındaki kelimeler ve harfleri ‘fâsıla’ diye isimlendirmiştir.” Kur’an kelimesinin ne anlama geldiği ile ilgili ileri sürülen farklı görüşleri kısaca ele alalım. İmam Şafiî bu konuda şunları söyler :”Kur’an kelimesi aslında harf-i tarifli ve hemzesiz ‘el-Kuran’ şeklinde olup kara’e veya başka bir kökten türemiş değildir; bilakis Tevrat, İncil gibi Allah’ın gönderdiği vahyin özel ismidir.” İmam Şafiî’yi istisna tutarsak Kur’an kelimesinin bir kökten türediği konusunda İslam âlimlerinin hemen hepsi mutabıktır. Ebu’l Hasan el-Eşarî(Ö324/936)’ye göre Kur’an “iliştirmek, birleştirmek, birbiriyle bağlantılı hale getirmek” anlamındaki “krn(karn)” kökünden
Kur’an, Vahiy, NüzulMustafa Öztürk · Ankara Okulu Yayınları · 201641 okunma
Reklam
Zamansız Bir Dertleşme: Bir Kahve İçme Ne Olur Gelsen
10/10
·122 syf.··
2026 60. kitabı
·
11 saatte okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 23:27
Bazı kitaplar vardır, sadece okunup rafa kaldırılmak için değil; gecenin en sessiz anında, elinizde bir fincan kahveyle baş başa kalıp ruhunuzu dinlendirmek için yazılmıştır. Arife Öztaş’ın "Bir Kahve İçme Ne Olur Gelsen" kitabı tam olarak böyle bir eser. Şiirlerin satır aralarında gezinirken kendimi yabancı bir yazarın dizelerinde değil, çok eski, çok tanıdık bir dostun dertleşmesinde buldum. Yazarın kalemi öyle içten, öyle samimi ki; hani o çok özlediğiniz, karşılıklı birer kahve içip içini dökmek istediğiniz dostlar olur ya, her bir mısra tam olarak o boşluğu dolduruyor. Yapmacıklıktan uzak, tamamen yürekten süzülüp gelen bu şiirler, insanın ruhuna çok ince bir sızıyla ama bir o kadar da şefkatle dokunuyor. Günlük hayatın koşturmacası ve gürültüsü içinde, kendi iç sesimi duymamı sağlayan, derin bir nefes gibi geldi bana bu kitap. Eğer siz de şiirde o yapay imgeleri değil de saf, duru ve insanı hemen sarıp sarmalayan duyguları arıyorsanız, bu samimi davete mutlaka kulak verin derim. Kalbime dokunan, bende iz bırakan çok güzel bir okuma deneyimi oldu. Yazarın yüreğine, kalemine sağlık.
Bir Kahve İçimi Ne Olur GelsenArife Öztaş · Tilki Kitap · 202225 okunma
7/10
·132 syf.··
2026 59. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 00:00
Genel olarak kötü bir kitap kesinlikle değil. Şairin dili oldukça naif, mısralar arasındaki kelime seçimleri de gayet başarılı. Özellikle geleneksel imgeleri sevenlerin hoşuna gidebilecek bir tarzı var. Ama dürüst olmak gerekirse beni çok derinden sarsan, hani o "bambaşka bir yere götürdü" diyebileceğim türden bir etki de yaratmadı. Bazı yerlerde şiirlerin temposu biraz düşüyor, bazı temalar ise birbirini tekrar ediyormuş hissi veriyor. Yine de modern dünyanın koşturmacasından yorulup akşama sakin bir kafa koymak, birkaç mısra arasında soluklanmak için okunabilir. Şiir okumayı sevenlerin şans vermesi gereken, kendi halinde, temiz bir eser. #hüznünlalesidirdünya #nurullahgenç #şiir #kitapincelemesi #1000kitap
Şiir
Hüznün Lalesidir DünyaNurullah Genç · Timaş Yayınları · 20161,066 okunma
Kelimelerin Kuyusunda Kendi Sessizliğini Emziren Mağrur Gölge...
9/10
·116 syf.··
2026 217. kitabı
Hasan Ali Toptaş’ın Yalnızlıklar isimli o şiirle nesrin, rüya ile gerçeğin tam arafında duran kadim eseri; kelimelerin sesinden ziyade susuşlarına ayarlanmış, harf harf örülmüş bir dünya ağrısıdır. Kitap, alışıldık anlamda düz bir hikâye anlatmaz; o, insanın bu yeryüzündeki o en çıplak, en korunmasız ve en ebedi hali olan "yalnızlığın" binbir odalı sarayında yapılan hüzünlü, felsefi ve mistik bir yürüyüşün resmidir. ​Toptaş, Türkçenin o en büyüleyici, en masalsı ve en dumanlı kalemiyle bizi dilin ve varoluşun o tekinsiz sınırlarına davet eder. Yalnızlıklar’da zaman ve mekân, bildiğimiz katı gerçekliğini kaybeder. Sayfalardan içeri sızan şey; taşra istasyonlarında unutulmuş eski bavullar, gece yarısı camlara vuran yağmur damlaları, hiç gelmeyecek trenleri bekleyen hüzünlü gölgeler ve insanın kendi içine doğru yaptığı o bitmek bilmeyen uzun, dolambaçlı yolculuklardır. Buradaki yalnızlık, bir kimsesizlik ya da çaresizlik durumu değildir; aksine, insanı her türlü sahtelikten arındıran, onu kendi asıl cevheriyle baş başa bıraklı asil ve mağrur bir makamdır. ​Romanın —ya da bu metinler toplamının— asıl manası ve o içe işleyen bol hüznü, "kelimelerin yetersizliği" fikrinde gizlidir. Toptaş, öyle cümleler kurar ki, okurken sanki bir aynaya değil de derin bir kuyuya bakıyormuşsunuz hissine kapılırsınız. İnsanlar birbirine dokunur, yan yana yürür, konuşur; fakat her cümlenin sonu yine o aşılmaz yalnızlık duvarına çarpar. Yazar, yalnızlığı sadece insana ait bir sızı olarak da görmez; eşyanın, odaların, eski mektupların, sararmış fotoğrafların ve hatta kelimelerin bile kendi içinde sakladığı o ebedi sonbaharı, o büyük terk edilmişlik kederini mısra mısra işler. ​Hasan Ali Toptaş’ın üslubu, edebiyatımızın o en rafine, adeta kuyumcu titizliğiyle işlenmiş duru ve şiirsel dilidir. O,
Duygu ve Düşünce
YalnızlıklarHasan Ali Toptaş · Everest Yayınları · 20164,461 okunma
10/10
·80 syf.··
2026 143. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 27 Mayıs 2026 00:00
"SEVGİLİ MAYAKOVSKİ" "Yaşamak saldırıya uğramaktır, demişti başka bir şair. Hüznün en koyusunu koltuğunun altına alıp gelirken hayat; gidip intiharın soğuk duvarları arasına saklandın ya, aşk olsun!" Herkes bir şeyler söylüyor ama kimse kimseyi duymuyor. Dünya gürültüyle kaplıyken, en çok susanlar acıyor insana. İnsan kalabilmek var. Ve bence kitap boyunca en çok bunun üzerine duruyor yazar. Şu dünyada, tüm bu kaosta, bombaların, yalanların, açlığın, savaşın ortasında hâlâ merhametini, hüznünü, vicdanını kaybetmemek… İnsan kalabilmek. Tanıdık isimler geçiyor satır aralarında. Haraza çocuğu, Gülistan Sarayı, Park-ı Lale, Rey, Tecriş… Her biri bir hikâye, her biri bir yara. Ama en çok o cümleler var ki, tekrar tekrar okudum yutkunarak. Çünkü metin sadece duygu değil, eleştiri de taşıyor. Sosyal, kültürel, ekonomik, politik… Hepsine aynı anda dokunuyor. “Petrol ve dolar yükseldikçe aç kalan insanlar için mi savaşıyor ülkeler?” diye soruyor mesela. Cevap vermek zor. O yüzden sessiz kalıp düşünüyoruz. Okurken farkında olmadan bir terazi kuruyoruz zihnimizde. Bu dünyada kim daha rahat yaşıyor? İyiler mi, kötüler mi? Toplum değiştikçe, ölçütler de değişiyor. “Eskiden azar azar ölüyorduk, şimdi ölmek bir yaşam biçimi oldu” cümlesi tam da bu değişimin özeti sanki. Belki de mektupların en kıymetli yanı bu: Toplumsal değişimi, bir insanın iç sesiyle, samimiyetle aktarması. Ne kadar resmî olursa olsun dünya, bir mektupta her şey kişisel, her şey gerçek. Kitabın en güçlü yanı, yazarın duygusunu saklamaması. Kızgın, üzgün, umutlu ve umutsuz aynı anda. Hiçbir şeyi “nesnel” diye anlatma derdi yok. Tam tersine, öznel olmak en büyük erdemi. Bu yüzden yazarlar, şairler, siyasetçiler de nasibini alıyor eleştiriden. Ama bu kin değil, hayal kırıklığı. Birinin “Bu diyar merhametli
Edebiyat
Sevgili MayakovskiZeki Bulduk · Dekalog Yayınları · 202628 okunma
Reklam
Reklam