The anti-communist façade was meant to cause the British to miss the true purpose of Germany’s underground military preparations. All the Nazis had to do was convince Britain to make the same mistake twice. As General Denikin had recently showed during his slaughter of Jews in Ukraine, a massacre that was unwittingly funded by Britain, London’s hatred of Lenin meant backing virtually any army that promised to combat Russian communism.
Sayfa 164 - pdf·Kitabı okudu
Gülümsediğinizi görünce, sizi öldürmek gelmişti içimden.
-Aşkın kusurları bağışlanacak, dedi. Doğrusunu isterseniz, insan yalnız sevdiği zaman kötülük etmez. Ama cinsel aşk, aşk kadar kinden bencillikten, öfkeden de oluşmuştur. Bir akşam, şu kanepede, sizi güzel bulduğum için, bir şiddetli düşünceler bulutu sarmıştı içimi. Albergo'dan dönüyordum, miss Bell'in aşçısının bahar üstüne bin iki yüz dize kurup söyleyişini dinlemiştim. Göksel bir sevince batmıştım, sizi görünce bu sevinci yitirdim. Havva'nın lanetlenmesi içinde derin bir gerçek olsa gerek. Çünkü sizin yanınızda, kederli, kötü oldum. Dudaklarımda tatlı sözler vardı. Yalan söylüyorlardı. Ya içimde kendimi size rakip, size düşman buluyordum, sizden nefret ediyordum. Gülümsediğinizi görünce, sizi öldürmek gelmişti içimden.
Can Yayınları, 1983 basımı·Kitabı okudu
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
...sizi sevdiğimi?
Dechartre yanındaydı. Ciddi ciddi, hatta sert sert: -Biliyor muydunuz?... dedi. Thérèse yüzüne baktı, bekledi. Dechartre sözünü tamamladı: -... sizi sevdiğimi? Thérèse, bir an, sessiz sessiz, gözkapakları kıpırdayan duru gözlerini onun üzerine dikti. Sonra başıyla << evet>> diye işaret etti, sonra sokağın başında kendisini bekleyen Miss Bell ile madam Marmet'nin yanına doğru yürüdü, Dechartre da onu tutmaya çalışmadı.
Can Yayınları, 1983 basımı·Kitabı okudu
Aşk
"Rabelais'yi çok okudum, my love. Rabelais'den, Villon'dan öğrendim ben Fransızcayı. lyi, emektar dil ustalarıdır onlar. Ama siz Pantagruel'i bilir misiniz darling? Ah! Pantagruel daha çöpçülerin geçmediği saatte, pırıl pırıl bir şafakta, saraylarla dolu, güzel, soylu bir kenttir. Yok! Hayır, darling, çöpçüler çöpleri kaldırmadılar, hizmetçi kızlar da mermer avluları yıkamadı. Ben Fransız hanımlarının Pantagruel'i okumadıklarını gördüm. Biliyor musunuz onu? Hayır mı? Yo! Zorunlu değil. Pantagruel'de, Panurge evlenmesi gerekip gerekmediğini, gülünç duruma düşüp düşmediğini sorar, my love. Ben de size aynı soruyu soruyorum." Thérèse gizlemediği bir huzursuzlukla karşılık verdi: "Bu konuda bana bir şey sormayın, cicim. Daha önce söyledim size düşüncemi." "Ama, darling, siz yalnızca erkeklerin evlenmekle iyi etmediklerini söylediniz. O öğüdü kendi üzerime alamam ki." Madam Martin, Miss Bell'in küçük oğlan başına baktı, garip bir biçimde aşkın utancı vardı bu başta. Onu bağrına bastı. "Sizin için yeteri kadar ince, yeteri kadar hoş bir erkek yoktur bu dünyada, cicim," dedi.
Kiliseden çıkınca, Choulette'in ustalığa kabul ettiği kundura tamircisinin dükkânı önünden geçtiler. Adamcağız kaba kaba ayakkabılar onarıyordu. Yanında fesleğenin yeşil topu yükseliyor, tahta bacaklı serçe yem arıyordu... Madam Martin, serçesinin öyküsünü anlattırdı ona. Zavallı hayvancık bir gün ayağını kaynar zifte batırmıştı. "Küçük arkadaşa kibrit çöpünden bir tahta bacak yaptım, gene eskisi gibi omuzuma konuyor." "İyi bir ihtiyarcık bu," dedi Miss Bell. "Mösyö Choulette'e bilgeliği öğretiyor. Atina'da Simon adında bir kunduracı vardı, felsefe kitapları yazardı. Sokrates'in de dostuydu. Ben her zaman Mösyö Choulette'in Sokrates'e benzediğini düşünmüşümdür." Thérèse adını, yaşamının öyküsünü söylemesini rica etti kunduracıdan. Serafino Stoppini'ydi adı, Pia'da doğmuştu. İhtiyardı. Başından üzücü şeyler geçmişti. Gözlüğünü alnının üzerine kaldırdı, mavi gözleri göründü, çok tatlıydılar, kırmızı gözkapakları altında nerdeyse sönmüşlerdi, "Bir karım vardı, çocuklarım vardı, şimdi hiçbiri yok. Birçok şeyler bilirdim, artık bilmiyorum," dedi. Miss Bell ile Madam Marmet bir peçe aramaya gitmişlerdi. "Dünyada yalnızca araçları, bir avuç çivisi, köselelerini batırdığı kovası, bir fesleğen saksısı var," diye düşündü Thérèse, "hem de mutlu." "Bu bitki güzel kokuyor, çok yakında da çiçek açacak," dedi ona. Yaşlı adam, "Zavallıcık, çiçek açınca ölecek," diye yanıt verdi.
"Bazı büyük, güçlü şeyler var ki duymuyorsunuz," dedi. Miss Bell başını kaldırdı, darling'in duymadığı şeylerin neler olduğunu sordu; bunların Dante'nin dehası olduğunu öğrenince, yapmacık bir öfkeyle atıldı hemen: "Ya! Bütün övgülere hak kazanmış babaya, ustaya, nehirlerin tanrısına saygı beslemiyor musunuz?