Gitmemi istediğini düşünüp kapıya yöneldim ama arkamdan seslendi. “Rhys Dağın Altı’ndan döndüğünde hayaletten farksızdı. Öyle değilmiş gibi yapıyordu ama öyleydi. Sen onu tekrar hayata döndürdün.”
Kelimeler mızrak gibi saplanınca bunu düşünmemeye çalıştım, çünkü yaptığım onca iyilik -birbirimize yaptığımız onca iyilik- sırf dilimi tutamadığım için heba olmuşken, en iyisi buydu.
Bu yüzden, “Size sahip olduğu için çok şanslı,” demekle yetindim.
“Hayır,” dedi usulca - ondan duyduğum en uysal sesiyle. “Biz ona sahip olduğumuz için çok şanslıyız, Feyre.” Yüzümü ona döndüm. Elindeki kâğıdı incelerken, “Çok Yüce Lord tanıdım,” diye devam etti. “Zalim olanlar, kurnaz olanlar, zayıf olanlar, güçlü olanlar. Ama hayalleri olan birine rastlamadım. Ondan başka.”
“Ne tür hayaller?” diye fısıldadım.
“Barış hayali. Özgürlük hayali. El ele vermiş, refah içinde bir dünya hayali. Hepimiz için daha iyi bir dünya hayali.”
“Hikâyedeki kötü adam olarak hatırlanacağını düşünüyor.”
Kıkır kıkır güldü.
Kapıyı açarken, “Ama ona söylemeyi unuttum,” dedim usulca. “Kötü adam genellikle bakireyi odasına kilitleyip anahtarı uzağa fırlatan kişidir.”
“Yani?”
Omuz silktim. “O beni dışarı çıkaran kişi oldu.”