Sakin ve samimi yüz ifadesine uzun uzun baktım. Belki gerçek yüzü buydu; halkını korumak için takındığı maskelerin ardındaki yüzü. "Üzgünüm," diye fısıldadım, "ailenin başına gelenler için."
"Ben de seni kurtaramadığım için üzgünüm," dedi aynı sakinlikle. "Dağın Altı'nda yaşadıklarından, ölmekten, ölmeyi istemekten kurtaramadığım için." Başımı sağa sola sallamaya başladım ama devam etti. "Gördüğüm iki kâbus var: İlkinde bazen ben, bazen arkadaşlarımdan biri Amarantha'nın orospusu oluyor... Ötekinde ise boynunun kırıldığını duyuyor, gözlerinin ferinin söndüğünü görüyorum."
"Sen," diye fısıldadım. Müzisyenler o kadar güzel çalıyorlardı ki gözlerimi onlardan alamıyordum; çevre kafelerde yemek yiyenler bile çatal bıçaklarını indirmişlerdi. "Bu müziği hücreme sen yolladın. Neden?"
Rhysand'ın sesi boğuktu. "Çünkü gözlerimin önünde eriyordun ve seni kurtarmanın başka yolu yoktu."
Müzik kabarıp yükseldi. Hayalimde bir gökyüzü sarayı görmüştüm; gün doğumuyla şafak arasında bir yerde... aytaşı sütunlu bir bina. "Gece Sarayı'nı gördüm."
Yan yan baktı. "Ben görüntü falan göndermedim."
Umurumda değildi. "Teşekkür ederim. Her şey için. Geçmişte... ve şimdi yaptıkların için."
"Dokumacı'dan sonra bile mi? Ya da Attor için bu sabah kurduğum tuzaktan sonra?"
Burnumdan soludum. "Her şeyin içine ediyorsun."
Rhys sırıttı. Bir kolunu bacaklarımın arkasına atıp benimle birlikte gökyüzüne fırladığında, etraftakilerin bize bakıp bakmadıklarını umursamadım.
Bunu sevmeyi öğrenebilirim diye düşündüm. Uçmayı.
Cevap verirken kendimi tutamayarak güldüm: Vah zavallı Yüce Lord. Hayat çok acımasız.
Kağıt kaybolup tekrar belirdi. Başka yer kalmadığı için en üstteki boşluğa yazmak zorunda kalmıştı. Sen etraftayken hayat daha güzel. Hem, baksana, el yazın ne kadar harika.
Kitabın konusu: Çin'de doğan Robin, Profesör Lovell tarafından alınıp Oxford'da bulunan Çeviri Bilimleri Enstitüsü için küçüklüğünden beri yetiştirilir ancak sonrasında yaşayacağı şeyler hiç de hayal ettiği gibi olmayacaktır.
Evet, gelelim kitabın yorumuna. İlk 400 sayfasını 65 günde okuduğum kalan 250 sayfayı da 5 güne sığdırabildiğim bir kitap oldu diyebilirim. Eleştireceğim o kadar çok şey var ki nereden başlasam bilemiyorum. Öncelikle kitabın ilk 400-450 sayfası cidden hiç akıcı değildi. Diyalog yok, bölümler 20-25 sayfa, kitapta kaç tane dipnot var bilmiyorum ama ben bilimsel bir kitapta bile bu kadar dipnot görmüyorum yahu. Artı inanılmaz uzun paragraflar beni boğdu. Ben karakterlerle doğru düzgün bağ kuramadım. Kitap karanlık akademi olarak geçiyor ama devlet ilişkilerini daha çok okuyoruz. Bu arada sevdiğim bir kısım olarak cidden yazarın verdiği mesajlar çok anlamlı ve değerliydi ancak bunu 400 sayfada da anlatabileceğini düşünüyorum be ablam. Biz niye 400 sayfa boyunca dersleri ve cemiyeti okuduk ki? Neyse durun spoilere kayacağımı düşündüğüm için spoiler yorumuna geçiyorum. Artı olarak kitap +15 diyebilirim. Bir de şimdi madem sevmedin beş puan neden verdin diyebilirsiniz, onu da açıklayayım. 2 puan yazarın emeğine, 2 puan son 200 sayfanın akıcılığına, 1 puanı da sevdiğim tek karakter olan Rami'ye verdim.
Spoi yorumuna gelirsek Letty'e söverek başlamayı çok isterdim ancak kendisine kitabı okurken bolca sövdüğüm için bu kısmı atlıyorum. Ölümüne üzüldüğüm tek karakter Rami oldu. Biraz da Griffin'e üzülmüş olabilirim ama devamı çok sarmadı. Hele ki Lovell öldüğünde bir sevinmişim bir sevinmişim var ya. Keşke Playfair'in öldüğünü de görseydik. Bunların dışında cidden ilk 400 sayfa beni boğdu. Ya ben sürekli bir kelimenin anlamını öğrenmek zorunda mıyım? Onu
BabilR. F. Kuang · İthaki Yayınları · 20241,932 okunma