Mistefa

Mistefa
@mistefaa
"Ji rovî fenektir tune ji eyarê wî pirtir tune."
İzmir
13 okur puanı
Şubat 2020 tarihinde katıldı
“Özgür ruhlu bir adam dünyayı çözülmesi gereken bir sorunlar dizini olarak görür ve onları çözer. Köle ruhlu bir adamsa sürekli kötü talihinden dem vurur.”
Alıntı
Reklam
Tek Tanrılı Dinler Kutsal metinler gerçekliğin doğası hakkında insanları yanıltsada, otoritelerini binlerce yıl korumayı başarabildiler. Örneğin İncil'e göre okunan bir tarih algısı özünde kusurludur; ne var ki dünyaya yayılmayı başarmıştır ve hala milyonları kendisine inandırmaya devam etmektedir. İncil tektanrıcı bir tarih anlatısı pazarlamış, dünyanın ben ve benim yaptıklarımdan başka hiçbir şeyle ilgilenmeyen, mutlak güce sahip tek bir ilah tarafından yönetildiğini iddia etmiştir; başıma gelen her iyi şey işlediğim hayırların ödülü, her felaketse günahlarımın cezasıdır. Antik dönemde Yahudiler, kuraklık olduğunda ya da Babil Kralı Nebukadnezar topraklarını işgal ettiğinde, bu felaketlerin kendi günahlarının bir cezası olduğuna inanırlardı. Babil'i fetheden Pers Kralı Kiros'un Yahudilerin topraklarına dönmesine izin vermesiyle Kudüs'ü yeniden inşa eden Yahudiler, Tanrı'nın pişmanlıkla dolu dualarını kabul ettiğini düşünüyordu. Eski Ahit bu dönemi aktarırken, kuraklığın Filipinler'deki volkanik bir patlamanın sonucu olabileceğini, Nebukadnezar'ın Babil'i ticari çıkarlarını korumak üzere işgal ettiğini, Kral Kiros'un Yahudileri korurken kendi siyasi çıkarlarını gözetebileceğini ihtimal dahilinde bile bulundurmuyordu; küresel ekolojiyi, Babil ekonomisini ya da Pers siyasi sistemini anlamak için hiçbir çaba sarf edilmemişti. Bu kendine odaklı olma hali, tüm insanların çocukluğunda belirleyici bir özelliktir. Her ulustan ve kültürden çocuk kendini dünyanın merkezi sanarak diğer insanların duygularına ya da koşullarına pek de ilgi göstermez. Boşanma çocuklar için bu yüzden travmatik bir deneyimdir. Beş yaşında bir çocuk, kendisinden bağımsız nedenlerle önemli bir şeyler olabileceğini kavrayamaz. Anne ve babası, birbirinden farklı istekleri ve sorunları olan bağımsız
Din
Çok Yaşa Devrim! Tarih büyük çaplı iş birliğinin önemini gösteren pek çok örnekle doludur. Sadece Homo sapiens'le diğer hayvanlar arasında değil farklı insan gruplarının çatışmalarında da zafer hep daha iyi iş birliği yapanındır. Roma, Yunanistan'ı büyük beyinlere sahip olduğu ya da yüksek alet yapabilme kapasitesi sayesinde değil iş birliği becerisiyle fethetmiştir. Tarih boyunca disiplinli ordular nizamsız kalabalıkları kolaylıkla ezmiş, müttefikler dağınık kitleleri kontrol altına almıştır. 1914'te Rus asilzadeleri, devlet görevlileri ve iş adamlarından oluşan 3 milyonluk nüfus, 180 milyon işçiye ve köylüye hükmetti. Rus elitleri çıkarlarını korumak adına nasıl beraber hareket etmeleri gerektiğini çok iyi bilirken, 180 milyonluk halk kitlesi etkili iş birliği kurma kabiliyetinden yoksundu. Öyle ki elitler çoğu zaman tüm emeklerini, hükmettikleri 180 milyonun iş birliği yapabilmesini engellemek için harcıyordu. Devrim için kalabalıklar asla yetmez. Devrimler çoğu zaman büyük kitlelerle değil olayları ateşleyen küçük gruplarla başlar. Devrim için, "Kaç kişi bizi destekler?" diye değil, "Destekleyenler ne kadar etkin işbirliği yapabilir? " diye sormanız gerekir. Rus Devrimi 180 milyon köylü Çar'a karşı ayaklandığında değil, bir avuç komünist kendini doğru zamanda doğru yerde bulduğunda başlamıştır. 1917'de 3 milyonluk Rus orta ve üst sınıfına karşılık Komünist Parti'nin yalnızca 23 bin üyesi vardı. Ancak komünistler iyi organize olarak dev Rus İmparatorluğu'nu ele geçirmeyi başardılar. Rusya'da otorite Çar'ın zayıf ellerinden Kerensky'nin geçici hükümetinin titreyen ellerine kayarken, komünistler tüm gücü ellerine geçirdiler.
1000k
“Tarih büyük çaplı işbirliğinin önemini gösteren pek çok örnekle doludur. Sadece Homo sapiensle diğer hayvanlar arasında değil farklı insan gruplarının çatışmalarında da zafer hep daha iyi işbirliği yapanındır. Roma, Yunanistan’ı büyük beyinlere sahip olduğu ya da yüksek alet yapabilme kapasitesi sayesinde değil işbirliği becerisiyle fethetmiştir. Tarih boyunca disiplinli ordular nizamsız kalabalıkları kolaylıkla ezmiş, müttefikler dağınık kitleleri kontrol altına almıştır.”
1000k
“Allah’tan korkan Suriye, seküler Hollanda’dan çok daha şiddet dolu” (s.233) diyor. Yazar Suriye’nin emperyalist güçler tarafından özellikle bu hale getirildiğini gerçekten görmüyor mu yoksa görmezlikten mi geliyor? (Gezgin, U.B.)
1000k
Reklam