Başkalarının bizi değiştirmesine müsade etmektense her şeyi yok etmeyi yeğleriz, zira hayatımızın başında birtakım insanların bizi nasıl değiştirdiğine dair güçlü hatıralarımız vardır- bu insanlar sanki sihirli değnekleri varmış gibi ıstırabımızı saadete dönüştürmüştür, bizimse o zamanlar tek yapabildiğimiz sıkıntı emareleri gösterip birinin mesajı almasını ummak olmuştur.
Mutfakta Joseph şeytanın bizi almak için mutlaka geleceğini söylüyordu. İçimiz rahatlamış halde, her birimiz şeytanın bizi almaya geleceği bir köşeye çekilip beklemeye başladık.
"Korkacak bir şey değil," dedi. "Sadece cennet benim evim gibi değildi diyecektim. Orada kalbim kırık ağlayıp durdum. Dünyaya geri dönmek için yalvardım. Melekler bana öyle kızdı ki, beni tuttukları gibi cennetten dışarı, tam da Uğultulu Tepeler'in üst yanındaki fundalığın ortasına attılar. Mutluluktan hıçkırıklara boğulmuş haldeyken uyandım. İşte benim sırrımı bu anlattıklarımdan çıkarabilirsin. Benim Edgar'la evlenmem böylesi bir cennete girmem olurdu."
Tanrı varsa bu dünyayı erkenden terk etmeyi seçen yaratıklara karşı cömert davranacaktır, hatta bizi burada vakit harcamaya zorladığı için özür bile dileyebilir.