Yunan mitolojisinden Aydınlanma felsefesi klasiklerine kadar bütün Batı klasiklerine nüfuz edebilen, ancak en basit ve temel İslam klasiğini bile görmemiş olan bir Müslüman, hiçbir Rig Veda ya da Upanişad metni bilmeyen bir Hindu ya da Tao veya Konfüçyüsten hiçbir alıntı yapmayan bir Çinli, bir "devşirme aydın" tipi olarak kendi toplumunda yabancı, Batı toplumunda eğreti bir konumun psikolojik gerilimini yaşamaktadır. Buna mukabil kendi klasiklerini hıfzetmiş ancak tarihi realiteyi belirleme kudretine sahip egemen medeniyet birikiminin zihin dünyasının ana unusurlarını oluşturan kalasiklere yabancı yerel medeniyet havzası aydınları ise varolan dünya ile yüzleşmektense kendi medeniyet havzasının tarihi nostaljisine sığ bir hamasetle sığınma çabası içine girmekte ve tarih-realite çatışmasını en derinden yaşamaktadır.
Batılı tarihsel tecrübenin aksine, dini epistemoloji, bilim karşıtı bir söyleme müncer olmadı ve bilimsel epistemoloji din karşıtı bir temayüle sürklenmedi, bilakis iki epistemoloji birlikte Müslüman ben-idrakini destekleyen müşterek bir epistemolojik zemin inşa etti.
İslam medeniyetinin bu içselleştirebilme özelliği Toynbee tarafından "evrensel İslam devleti", Goitein tarafından da "Ortaçağ dini demokrasisi" olarak adlandırılmıştır.
Bu tür medeniyet ben-idrakinin en çarpıcı iki misali Büyük İskender'in siyasi hakimiyeti altında oluşan eklektik medeniyet havzası ve İslam'a medeniyetinin Abbasî, Endülüs, Osmanlı ve Hint eksenlerinde tebarüz eden değişik biçimleridir.