Bir şeyi görebilmek için onu anlamak gerekir. Koltuk insan bedenini eklemlerini ve tüm organlarını önceden kabullenir; makas da kesme eylemini. Bir lamba ya da bir taşıt için ne demeli? Bir vahşi, misyonerin İncil’ini algılayamaz; bir gemi yolcusu, halatları tayfaların gördüğü gibi göremez. Evreni gerçekten görebilmiş olsaydık belki onu anlardık.
Sözcükler ortak bir anı gerektiren simgelerdir. Burada anlatmak istediğim yalnızca benim öykümdür; bu öyküye ortak olanlar öldüler. Mistikler, bir gülden, bir öpücükten, bütün kuşlar demek olan bir kuştan, bütün yıldızlar ve güneş demek olan bir güneşten, bir şarap güğümünden, bir bahçeden ya da bir cinsel ilişkiden yardım beklerler. Bu eğretilemelerden hiçbirisi, sabahın ilk ışıklarıyla yorgun ve mutlu olarak geride bıraktığımız bu şen şakrak geceyi anlatmama yetmiyor.
Beni sevip sevmediği gibi bir soru sorma yanılgısına düşmedim. İlk erkeği olmadığımı ve sonuncu da olmayacağımı anlamıştım. Benim için belki de sonuncu olacak olan bu serüven, bu kararlı ve çekici Ibsen öğrencisi için bir sürü serüvenden yalnızca birisi olacaktı.