Said OKUR

Said OKUR
@mktb
Müsait değilsem cevabım gecikir.
Siret-i Nebi
Ben ise daha küçük genç bir kızdım ve Kur’ân’dan ezberim çok değildi. Bu nedenle şöyle dedim: “İnsanların benim hakkımda söylediklerini duyduğunu ve onların senin kalbinde yerleşip, senin de onlara inandığını biliyorum. Eğer size masum olduğumu söylesem -ki Allah benim masum olduğumu biliyor- bana inanmayacaksınız. Fakat eğer Allah’ın masum olduğumu bildiği şeyi yaptığımı ikrar etsem bana inanırsınız.” Daha sonra Ya’kûb ismini hatırlamak için zihnimi yokladım, fakat hatırlayamadım. Bu nedenle şöyle dedim: Fakat ben Yûsuf’un babasının dediği gibi diyeceğim: “Bundan sonra (bana düşen) güzel bir sabırdır. Sizin bu düzüp uydurduklarınıza karşı (kendisinden) yardım istenecek olan Allah’tır.” (Yûsuf: 18)
Sayfa 340 - İz Yayıncılık, İstanbul 1994, 3. Baskı
Din
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Siret-i Nebi
Âişe bu olayı şöyle anlatıyor: “Kolyemi buldum ve kamp yerine döndüm, fakat orada bir tek canlı bile kalmamıştı. Bunun üzerine tahtımın bulunduğu yere gidip oturdum. Beni kaybettiklerini anlayıp geri dönmelerini bekliyordum. Orada otururken gözlerim ağırlaştı ve uyuyakaldım. Mu’attal’ın oğlu Safvân oradan geçtiğinde ben hâlâ orada yatıyordum. Bir sebep yüzünden ordudan geride kalmış ve geceyi kampta geçirmemişti. Bize örtünme emri gelmeden önce beni birçok kez görmüştü. Beni orada görünce, ‘Biz Allah’a ait (kullar)ız ve şüphesiz ona dönücüleriz. Bu Allah’ın Rasûlü’nün hanımı’ dedi. Safvân’ın bu âyeti okumasıyla Âişe uyandı ve peçesini yüzüne örttü. Safvân onu devesine bindirdi ve bir sonraki konağa kadar kendisi yürüyerek onu devesine götürdü.”
Sayfa 334 - İz Yayıncılık, İstanbul 1994, 3. Baskı
Din
Siret-i Nebi
O sırada İbn Übey’in oğlu Abdullah bu sözleri babasının söylediğini bildiği için büyük bir üzüntü içindeydi. Ona Ömer’in babasını öldürmek için Peygamber’den izin istediğini de söylemişlerdi. Abdullah kararın hemen verilip öldürme emrinin en kısa sürede uygulanmasından korkarak Peygamber (s.a.v)’e gitti ve şöyle dedi. “Ey Allah’ın Rasûlü! Bana İbn Übey’i öldürmeye karar verdiğini söylediler. Eğer bunu mutlaka yapacaksan, bana emret, gidip kafasını getireyim. Bütün Hazrec babasına benden daha çok bağlılık ve acıma gösteren kimse olmadığını bilir. Öldürme görevini başkasına verirsen, nefsimin, babamın katilinin aramızda dolaşmasına dayanamayacağından korkuyorum. Buna dayanamayıp onu öldürebilirim. Böylece de bir kâfirin yerine bir mü’mini öldürmüş olurum ve Cehennem ateşine atılırım.” Fakat Peygamber (s.a.v) ona şu cevabı verdi: “Hayır, bırakın ona iyi davranalım; o bizimle olduğu müddetçe arkadaşımız olarak kalsın”.
Sayfa 331 - İz Yayıncılık, İstanbul 1994, 3. Baskı
Din
Siret-i Nebi
Fakat İbn Übey, kendisi kral seçilse idi, buna mutlaka bir çözüm bulacağından emin olduğunu söylüyordu. Şimdi de bu zavallı sığıntılar, efendilerinin kuyuya ulaşmasını engelleyecek kadar küstahlık edebiliyorlardı. “Bu kadar ileri gittiler ha!” dedi. İbn Übey, “Başa geçip bizi geride bırakmaya ve kendi ülkemizde bizi bastırmaya çalışıyorlar. Bu Kureyşli paspallarla bizim halimizi şu söz ne iyi ifade ediyor: ‘Besle kargayı oysun gözünü’ Tanrı’ya andolsun Medîne’ye döndüğümüzde güçlü olan zayıf olanı sürüp çıkaracak”. O sırada halkanın yanında oturan bir genç (Zeyd) doğruca Peygamber (s.a.v)’e gitti ve İbn Übey’in söylediklerini haber verdi. Peygamber (s.a.v)’in birdenbire rengi değişti. O sırada yanında olan Ömer, bu haini hemen öldürmeyi teklif etti. Fakat Peygamber (s.a.v), “Ey Ömer! İnsanlar, Muhammed (s.a.v) arkadaşını öldürdü demezler mi?” dedi.
Sayfa 330 - İz Yayıncılık, İstanbul 1994, 3. Baskı
Din
Siret-i Nebi
Hiç kimsenin gönüllü olarak bu görevi almak istemediği açığa çıkınca, Peygamber (s.a.v), Huzeyfe’yi çağırdı. Huzeyfe (r.a.) de diğerlerinden ayrılıp hemen ayağa kalktı. Huzeyfe, “İsmim onun ağzından çıkar çıkmaz ayağa kalkmaktan başka bir şey yapamadım” dedi. Peygamber (s.a.v), “Sen git” dedi. “Düşmanın arasına gir ve ne durumda olduklarını gözle. Bize geri dönene kadar başka bir şey yapma”. Huzeyfe şöyle anlattı: “Bunun üzerine gittim. Rüzgâr ve Allah’ın orduları onları perişan ederken düşmanın arasına girdim”. Huzeyfe (r.a.), yere çömelmiş Kureyşliler arasından geçip liderlerinin oturduğu yere nasıl ulaştığını anlattı. Geceyi soğuktan uyuşmuş bir şekilde geçirdiler. Şafakla birlikte rüzgâr hızını azaltmaya başladığında Ebû Süfyân yüksek sesle bağırdı: “Ey Kureyşliler! Atlarımız ve develerimiz ölüyor. Benî Kurayzalılar bize ihanet etti ve bizi ele vermek üzere olduklarını haber aldık. Şimdi de gördüğünüz gibi rüzgâr bizi mahvediyor. Artık bu yeri terk edelim, ben gidiyorum”. Bu sözleri söyledikten sonra devesinin yanına gitti ve devesine bindi.
Sayfa 316 - İz Yayıncılık, İstanbul 1994, 3. Baskı
Din