İçimde bir yerlerde o Korel öyle mutsuz ki neredeyse beni ölümden vazgeçirecek. Neredeyse umudunu yeniden gösterecek, neredeyse diyecek ki sen de yaşayabilirsin hatta bir baba olabilirsin.
Hadi oradan, diyorum Minel ona. Benim dünyamda güzellikler yok, o Korel fazlasıyla hayalperestti, hayata bağlıydı ve daima gülümsüyordu. Ben artık o Korel değilim, ben diğer Koreller de değilim ama.
Ben senin sevdiğin, eğer gerçekten sevdiysen o Korel'im.
Eğer gerçekten sevdiysen, demem çok acı, biliyorum ama bu hayatta emin olamadığım tek duygu bu. 𝑆𝑒𝑛𝑖𝑛 𝑏𝑎𝑛𝑎 𝑜𝑙𝑎𝑛 𝑠𝑒𝑣𝑔𝑖𝑛.
Öğrendiğime göre barınağa götürmüşler, o barınaklar can yakar, Minel. Ben de bir zamanlar barınak gibi bir yerdeydim; Boda'nın benimde aynı kaderi paylaşmasını istemiyorum. Tek istediği sevilmek. Ben onu çok sevdim, insanlardan bile çok.
Hayır, Minel; hissediyorum, çok pişman olacaksın. Yapma bunu. Benim ölümden başka çarem yoktu çünkü iyileşmem imkânsızdı. Birinin yaşaması için, başkasının ölmesi gerekir bazen. Benim ölümüm, güzel bir kurtuluştu. Şimdi her neredeysem mutlu olduğuma eminim ve seni bekliyorum. Hemen değil, hayatın bütün güzelliklerini yaşadıktan sonra gel yanıma. Benimle yaşamadığın bütün güzellikleri yaşa, benimle öyle buluş. Benim yaşamadıklarımı yaşa, Minel. Seninle ilk tanışan Korel'in hayallerini yaşa. Hayır, sana kızgın değilim, en çok canımı yaktığın anlarda bile sana kızgın kalamadım. Senin de benim de başka çaremiz yoktu, çarelerin olmadığı noktalarda kurtuluş ölümdür.
Ben kurtuldum, hem kendimden hem içimde yaşayan o katilden.
Sen kurtuldun, hem benden hem savaş verdiğin kendinden.
Şimdi sana hangi birinden söz edebilirim? Söz etsem inanacak mısın? En çok bu yüzden kendimi anlatmaktan kaçıyorum. En çok bu yüzden hep kaçtım çünkü ne kadar anlatırsan o kadar anlaşılmıyorsun, Minel.