Ve bir mezarım olacaksa eğer o mezara git, saçlarından bir parçayı o mezarın içine koy. Toprak beni çürütür, papatyalarımı büyütür, senin saçlarını ise benim için saklar. Değer verdiğimiz insanların mezarına kendimizden bir parça bırakırsak o insanlar yalnız hissetmezler, bana kendinden bir parça vereceksen saçlarından olsun. Lütfen daha fazlası değil, sadece birkaç tel. Saçların daima rüzgârda uçuşsun, buna izin ver.
Sen yaşa diye ben öldüm, sen yaşa diye bozuk bir kalp durdu, sen yaşa diye ben kendimden vazgeçtim.
Yaşa, Minel, gerçekten yaşa.
Sev, Minel, sevmeyi öğren. Öyle çok sev ki, canını en çok yakan, o kişinin seni unutması olsun; o kadar büyük sev ve bunu asla yaşama, hiç unutulma ama sevginin büyüklüğü birinin seni yeniden unutma korkusuyla eşdeğer olsun.
Dans et, Minel, vazgeçme. Eğer dans etmeye devam edersen, benim kalbim bir yerlerde iyileşecek, bunu sen de hissedeceksin.
Ve unutma, Minel. Beni unutma. Sana yalvarırım, beni artık unutma. Dünyanın en kötü insanı bile olsam beni unutmamak için nedenler yarat çünkü şu an ölmekten daha çok korkutan bir şey varsa, o da senin aklında yeniden ölmektir.
Yine bir kalp için öldüm ama bu kalp yetmezliğinden olmadı ve yetmeyen de hiçbir zaman benim kalbim değildi. Bir kalp hiç yetmedi, 𝑜 𝑘𝑎𝑙𝑝 𝑠𝑎𝑛𝑎 𝑎𝑖𝑡𝑡𝑖; beni sevmek nasıl bir kalp isterdi, bilmiyorum ama sen beni hiç 𝑠𝑒𝑣𝑚𝑒𝑑𝑖𝑛. Çünkü benim 𝑏𝑜𝑧𝑢𝑘 𝑘𝑎𝑙𝑏𝑖𝑚𝑙𝑒 hissettiğim, senin hissettiğinle aynı olamaz. Buna kimse beni inandıramaz. Dinle, Minel; 𝑠𝑎𝑟𝑖𝑙𝑚𝑎𝑑𝑖𝑛 bile bana, senden öğrendim sarılmayı ama sen bana bir kez daha 𝑠𝑎𝑟𝑖𝑙𝑚𝑎𝑑𝑖𝑛. Seven inansan sarılmaz mı?
Eğer bu mektubu okuyorsan ben artık hayatta değilim demektir; dünya bir pislikten kurtuldu ve sen bana bir kez daha inanmadın. Hayır, şaşırmadım, bana inanman büyük bir mucize olurdu fakat bir kez olsun, bu hayatta bir kez olsun, Korel'in Minel'i kadar, Minel'in Korel'i olmayı görmek isterdim.