Her medeniyetin insanı var; bunu farklı bir dünyaya girdiğiniz zaman görüyorsunuz.
İnsan; farkları fark eden bir varlık, mutlak bilgisi yok. Dolayısıyla kendi medeniyetinin insanını fark etmek için bir başka medeniyetin insanını tanıması lazım.
Gitmek istiyorum. Gökyüzünün mavisini, ağaçların yeşilini, gözlerde parıldayan bir sevinci yeniden bulacağım (Varsa bulurum). Caddelerin gürültüsünü, ormanların geveze sessizliğini dinleyeceğim. Özlediğim bir geçmiş, istediğim bir gelecek; artık yok. Yalnızca gitmek istiyorum. Kendim olabileceğim bir yere ve zamana gitmek istiyorum.
...her arayış kendi amacını aşar zamanla. Arayanın tutkusu, arayışının nesnesine ya da kişinin kendi benliğine dönüşür ve sonra rastlantısallığın ama asıl önemlisi yanılsamaların tuzağında biçim ve yer değiştirip durur.
İnsanın, bir dostunu sınırlı, düzgün sözcüklerle anlatma çabası, bana hep yetersiz gelmiştir.Birlikte olunan anların büyüsü acı tatlı anılar hiçbir zaman yaşandıkları zamanki duygularla dile getirilemez. Getirilemez çünkü paylaşılanların çoğu özeldir. Size aktarılmış sırlar vardır, tanık olduğunuz dağılmışlıklar, gözyaşları, yenilgi anları vardır. Ama elbette dostluğu dostluk kılan daha çok bunlardır.
O güne kadar bu hazzı istediği an bulabileceğinden hep emin olmuştu, bu da, her türlü hazzın değerini gözümüzde azaltan, hatta değerini fark etmemizi engelleyen bir şeydir.