Bu kitaba büyük beklentilerle başlamadım. Zaten ana erkek karakterin ünlü bir oyuncu olduğunu öğrenince, içimde uyanmak üzere olan tüm beklenti kırıntılarını da sessizce bastırdım. Çünkü korktum. Gerçekten. Bu yorgun bünyenin, 50. sayfada “yatak yoluna” düşen bir hikâyeyi bir kez daha kaldıracak gücü kalmamıştı. O yüzden beklentilerimi toprağın yedi kat altına gömdüm ve okumaya neredeyse nötr bir zihinle başladım.
Ve sonra... Uzun zamandır bu kadar keyifle bir kitap okuduğumu hatırlamıyorum. Gerçekten, doğru zamanda doğru kitabı okumak çok acayip bir şey. Ben bunu sadece iki kitapta yaşadım. Ağır ve Allah’ın cezası kitaplardan sonra böyle, soft ve toksik olmayan kitaplar harbi insanı rahatlatıyor.
Toksik olmayan her ilişki benim için baş tacıdır. Ama ne yazık ki bu lanet piyasada, birbiriyle düzgünce iletişim kurabilen, karşılıklı saygıya dayalı "normal" ilişkileri neredeyse unutmuş durumdayız. Bu da insanı hem kırıyor, hem yoruyor, hem de öfkeye itiyor. İşte bu yüzden Hannah ve Jack, bu kadar sade ama bu kadar güzel oldukları için, gönlümde özel bir yere yerleştiler.
Kitaplardaki sohbetlere, olaylara gülmeyi ne kadar özlediğimi fark ettim. Ve bu kitap beni gerçekten güldürdü. Samimiydi. Tatlıydı. Abartısız, kendi halinde ama iç ısıtan bir şeydi.
Ve en önemlisi — bunu sonlara doğru söylemek istemiyorum — kitapta smut yok! İnanabiliyor musunuz? Smut yok! Lanet olası cinselliğe dair hiçbir halt yok! Tek bir detay, tek bir sahne, tek bir imâ bile yok. Ne yalan söyleyeyim, benim kitabı en çok sevme nedenim buydu.
Adam oyuncu, kadın koruması ve içinde en ufak bir smut yok. Ağlayacağım. Bulunmaz nimet değerinde bir kitap. Gerçekten, bulunmaz nimet! Her kitapta, her lanet kitapta, tanıştıkları günün akşamı yatıp olayların o şekilde geliştiği kitaplardan... Ya da 50.