Anlamışım ki dünya alem perdesinde ben de gelip geçici,ben de bir gölgeymişim. Asıldan nasibim var ama şimdilik suretmişim.
Öyleyse hepsine de amenna. Değilmi ki seçilmişim...
Tam o sırada,nedense radyonun düğmesine dokunuvermişim birden. Bir cümle çıkmış bahtıma, öylesine durup dururken:"Bir günahtan çıkıp bir günaha batarlar ama yine de ümit vardır çünkü af vardır"diyormuş bir ses.
Sonra hatırla, yıllar önce hani yine böyle bir kuyuya düşmüştün de sen, insanlara güvenini kaybetmiş birinde hepsini mahkum etmiştin.Bir bebek arabasını ite ite bir köprüden geçiyordun, birden arabanın ön sağ tekerleği yerinden çıkıp tıngır mıngır yuvarlanmıştı da köprünün korkuluklarına dizilmiş şamatalı gençlerden biri yerinden fırlamıştı.Tekerleği kapmış bebek arabasının önünde diz çökerek yerine takmıştı. O zaman insanların birinde tümünü affetmiş değil miydin?
Mümkün olsa da geri dönsek. O yol ayrımlarına. Kendimizi uçurumun dibinde bulduğumuz o keskin dönemeçlerin bir adım evveline.Uçurumun uçurum olduğunu henüz görmediğimiz, şeytanı melek,yangını bereket zannettiğimiz gaflet zamanlarının öncesine. Bizi alıp da selametle götürecek kervanın,bağlarını sıkı sıkıya bağladığımız bugünkü değil de, yarınki olduğunu seçebildiğimiz bir uzgörü devranına. Keşke
Gidecek yer yok sevgilim
Hiçbir yer tekin değil
Gidecek hiçbir yeri olmayanlara özgü hasret duygusuyla bakıyorum denize . Hiçbir yere sığmayan bu ruh ,hiçbir yerde huzur bulamayan ben diye bildikleri bu kırk dokuz kiloluk beden.Bir nokta kıvrımında bir mimoza ağacının altına sığınıyorum.