Sen sabit kaldın diye rüzgar esmiyor, dünya dönmüyor, yaprak dalından düşmüyor değil.
Kaldır başını ve etrafına bak.
Kimsin sen?
Seni ayrıştıran nedir?
Rüzgar olup ağaçta hissettin mi kendini?
Çiçek olup sevilmeyi
Çim olup ezilmeyi ...
Sabit kaldığından beri, evren daha da genişledi, yeni dünyalar, yeni Rüzgar ve yeni dallar...
Ve öldüler.
Sen de büyüdün, rüzgar oldun, yaprak oldun, dal oldun...
Ve değiştin.
İnsan olamadan...
Hepsi güzelliği elde etmek için habire çalışıyor, mücadele ediyor, acı çekiyor, birbirini güzellik açısından alt etmeye uğraşıyor. Biz hepsini bir çırpıda geçelim! Tanrı oluverelim. Çirkin olalım.
Keating içinde bir sıcaklık ve rahatlık duygusuyla arkasına yaslandı. Sevmişti bu kitabı. Pazar sabahı kahvaltısının tekdüzeliği bu sayede derin bir uhsal tecrübeye dönüşmüştü. Derin olduğundan emindi, çünkü anlayamıyordu.
Nasıl uyumlanacaksın sen bu dünyaya? İnsanlarla bir arada yaşamak zorundasın, biliyorsun.
Bunun yalnızca iki yolu var. Ya onlara katılırsın, ya da onlarla savaşırsın. Oysa sen her ikisini de yapmıyor gibisin."