Puan vermedi·206 syf.··
2026 9. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 11:49
Rėnè Quénon çok enteresan bir kafa ve kalemmiş Sonradan tarikât yoluna girip Müslüman olmuş ama belki bir Araptan belki bir Türkten çok daha iyi bir Müslümanlık sınavı vermiş zannımca Modern Dünyanın Bunalımı ve Manevi İlimlere Giriş adlarındaki 2 büyük eserini de okudum Hiç eğip bükmeden yumuşatmadan zamaneye veya siyasi konjonktüre uydurma çabasında olmadan yazıp çizmiş büyük bir alimmiş Bazı görüşleri bana çok katı ve günümüz dünyası içinde ziyadesiyle ütopik gelsede realist ve hak olduğu asla inkar edilemez Çok beğendim çok etkilendim hatta sarsıldım diyebilirim Bundan yıllar öncesine getirdiği eleştiriler sanki bugünlerde ki dejenere yozlaşma taklitçilik sekülerleşme ve modernite için atılan çığlıklar gibi... Yazar Abdülvâhid Yahya yani Quénon bir de bugünlerde yaşasa idi, Sosyal Medya Yapay Zeka gibi mefhumların insanları hatta özelde Müslüman dünyayı dahî bu denli esir aldığını görse acaba ne yorum yapardı?
Manevi İlimlere GirişRene Guenon · İnsan Yayınları · 19974 okunma
7/10
·160 syf.··
2026 10. kitabı
Todd McElroy, hepimizin içten içe hissettiği ama bir türlü yüksek sesle itiraf edemediği o suçluluk duygusuna parmak basıyor: "Boş durursam zamanı boşa harcamış olurum." McElroy’un anlatmak istediği şey, tembellik yapmak ya da hayattan tamamen elini eteğini çekmek değil. Yazarın "hiçbir şey yapmamak" derken kastettiği şey, zihni serbest bırakmak, anı sadece yaşamak ve sürekli bir üretim baskısı altında ezilmemek. Günümüzde kitap okurken bile "Ayda kaç kitap bitirdim?", film izlerken "Kültürleniyor muyum, listeme ekleyeyim", kahve içerken "Instagram'a ne koysam?" diye düşünmekten anın tadını kaçırıyoruz. İşte McElroy tam bu noktada devreye giriyor ve diyor ki: "Zihnin hiçbir şey üretmediği, sadece var olduğu anlar, aslında en çok beslendiği ve yenilendiği anlardır." Kitabın en güçlü tarafı, modern insanın üzerine kabus gibi çöken "hiçbir şey yapmama suçluluğunu" incelemesi. Yazar, boş durduğumuzda kendimizi neden suçlu hissettiğimizi tarihsel ve toplumsal nedenlerle açıklıyor. Kapitalist sistemin bizi sürekli tüketen ve üreten birer robota dönüştürmek istediğini, oysa insanın doğasının buna uygun olmadığını söylüyor. Boş bir güne uyanmanın ve o günü planlamadan, sadece rüzgarı izleyerek geçirmenin lüks değil, bir ihtiyaç olduğunu vurguluyor. Kitap, insana kaybettiği "yavaşlama hakkını" geri veriyor. Yazar, zihin boşluğa düştüğünde, yani kelimenin tam anlamıyla "hiçbir şey yapmadığında", bilinçaltının çalışmaya başladığını ve en orijinal fikirlerin, hikayelerin, çözümlerin bu sessizlikte doğduğunu harika örneklerle anlatıyor. Zaman zaman tekrara düşse de, "daha çok çalış, başarabilirsin" diyen kişisel gelişim kitaplarının aksine, "zaten yeterince şey yapıyorsun, şimdi biraz da hiçbir şey yapma zamanı" diyen bir eser. Kendimize bu "sadece var olma" iznini vermek, bu
Hiçbir Şey Yapmadan Her Şeyi YapmakTodd McElroy · İdeal Kültür Yayıncılık · 20259 okunma
Reklam
Puan vermedi·296 syf.·
2026 4178. kitabı
Bu kitap, din ile akıl arasında bir çatışma olmadığını, aksine gerçek aklın ancak ahlâk ve maneviyatla birlikte gelişebileceğini anlatıyor. Taha Abdurrahman'a göre modern dünyada akıl çok fazla yüceltilmiş, fakat vicdan ve ahlâk geri planda bırakılmıştır. Bu nedenle insan bilgi bakımından ilerlese de anlam ve değer konusunda büyük bir boşluğa düşmüştür. Kitap yer yer ağır bir dile sahip olsa da sabırla okunduğunda oldukça ufuk açıcı fikirler sunuyor. Özellikle modernlik, seküler düşünce, ahlâk ve İslam düşüncesi üzerine düşünen okuyucular için önemli bir eser. Taha Abdurrahman sadece eleştirmekle yetinmiyor; aynı zamanda insanın manevi yönünü merkeze alan alternatif bir düşünce yolu da öneriyor. Değerlendirmem: Bu kitap bana aklın sadece düşünmekten ibaret olmadığını, insanın ahlâkı ve davranışlarıyla da şekillendiğini hatırlattı. Taha Abdurrahman'ın en güçlü yanı, modern dünyayı eleştirirken sadece sorunları göstermemesi, aynı zamanda çözüm yolları da sunması. Bazı bölümler zorlayıcı olsa da üzerinde düşünmeye değer fikirler barındırıyor. Özellikle din, ahlâk ve modern hayat arasındaki ilişkiyi sorgulayan herkesin okuması gereken kitaplardan biri olduğunu düşünüyorum.
Dini Amel ve Aklın YenilenmesiTaha Abdurrahman · Pınar Yayınları · 202027 okunma
8/10
·100 syf.··
Beğendi
·
2026 45. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 18:31
MUSTAFA GÜLAÇTI - SESSİZLİĞİN MİRASI Merhaba arkadaşlar Haziran ayının bir diğer kitabı ile karşınızdayım. Birkaç alıntı ile giriş yapmak istiyorum.. ‘Güneş doğduysa, umut henüz ölmemiştir.’ ’İnsan kendi kalbini tanımaz mı hiç?’ ‘Bugün ilk kez yürüdüğüm yolun bana ait olduğunu hissettim.’ ‘Kalbinin yerini bilmesine rağmen, bir an orada olup olmadığını kontrol etmek istedi.’ ‘Bir ülkenin hafızası bazen insanların yüzünde değil, sakladıkları acıda durur.’ Eser 242 sayfadan oluşuyor. Genel olarak hoşuma giden bir kitap oldu. Eser 1970’lerden itibaren konu almaya başlıyor. Kahramanlarımız Refik, eşi Zeynep, çocukları Timur ve Timur’un ilerde hayat arkadaşı olacak olan Elif.. O dönemdeki siyasi olaylardan ötürü Refik tutuklanır..Bunu duyan Zeynep oğlu Timur ile birlikte yalnız kalır ve hayat mücadelesi başlar. Aslında Refik’in asıl sorunu sessizliğidir bu sessizlik ilerde oğlu Timur’a miras kalacak ve sessizliği bozacaktır.. Cezaevinden çıktıktan sonra eşi Zeynep daha sonrada kendisi hayata veda eder. Tek başına kalan Timur’un hayat mücadelesi burada başlar. En büyük hayali Gazeteci olup babasından kalan sessizliği bozmaktır ve üniversitede bu bölümü kazanır..burada ilerde eşi olacak olan Elif ile tanışır.. Elif onu yazması konusunda hep desteklemiştir.. Ama bir gün bu işler başına dert açacaktır.. Sizide merak ettiren bir kitap olacağına eminim Herkese tavsiye ederim
1000Kitap
Sessizliğin MirasıMustafa Gülaçtı · Mahlas Yayınları · 20265 okunma
Puan vermedi·376 syf.··
2026 32. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 15:02
Murat Menteş / Tanpınar’a Huzur Yok 1950’li yıllar... Dünya, Soğuk Savaş’ın iki kutbu arasında debelenmektedir. Ülkemiz ve insanımız da elbette bundan geri kalmamaktadır. Vatanın dört bir yanında ajanlar ve komplocular cirit atarken, büyük müellif Ahmed Hamdi Tanpınar tüm bu debdebenin dışında eserlerini yaratmakta, ruhundan süzülenleri tefrika etmektedir. Henüz yıldızının tam anlamıyla parlamadığı, kıymetinin yeterince bilinmediği bu yıllarda Tanpınar, ülkenin siyasal ve sosyolojik çalkantılarını büyük bir dikkatle gözlemlemektedir. Hayat bu minvalde sürerken yolu ünlü bir koleksiyonerle kesişir. Bu koleksiyoner, Tanpınar’ın büyük bir hayranıdır; hatta onun için adam öldürebilecek kadar saplantılı bir hayranlık beslemektedir. Yazarın hayatını bambaşka bir atmosfere sürükleyecek olan bu gizemli adam, Bahtiyar Kont’tur. Profesör Tanpınar ile dostluk kuran Kont sayesinde yazarın endişeleri yatışır, neşesi yerine gelir. Dahası, Bahtiyar Bey onu zarafetiyle dikkat çeken Nermin Mermi adlı bir kadınla tanıştıracaktır. Ancak işler planlandığı gibi gitmez. Nermin Hanım randevuya gelmez ve aynı gün Bahtiyar Kont öldürülür. Cinayetin baş şüphelisi ise Ahmed Hamdi Tanpınar’dır. Polis müfettişi Fatin Fantom’un peşine düştüğü Tanpınar’ı, hapse girmekten çok daha büyük tehlikeler beklemektedir... Soğuk Savaş atmosferinde ruh çağırma seansları, rehine krizleri, kaçak radyo yayınları ve birbirinden tuhaf olaylar peş peşe yaşanırken Tanpınar, tüm şiirselliği ve entelektüel birikimiyle cinayetin izini sürmeye başlar. Murat Menteş, edebiyatımızın en büyük kalemlerinden Ahmed Hamdi Tanpınar’ı merkeze aldığı bu eserinde son derece özgün bir anlatı kuruyor. İlk bakışta bir polisiye roman gibi görünen Tanpınar’a Huzur Yok, aslında bir dönemin siyasal, sosyolojik ve edebî reflekslerini mercek
Tanpınar'a Huzur YokMurat Menteş · Everest Yayınları · 2026720 okunma
1/10
·456 syf.··
2026 36. kitabı
çok şey anlatıcam derken hiçbir şey anlatmamış, bu yazar adım kadar eminim Müslüman-Türk düşmanıdır. hz.Muhammed’i bir peygamber olarak değil Arapları birleştiren bir kral olarak lanse etmiş. Hunları, Uygurları, Akhunları gibi birçok Türk milletinin kimliğinin belirsiz olduğunu yazmış ama avrupa ırklarının yedi ceddini yazmış. Göktürklerden hiç bahsetmemiş, Selçukluları ve Harezmşahları bir iki cümle ile açıklamış. Türkleri 11. yüzyılda tarih sahnesine çıkmış gibi lanse etmiş.. daha dünya kadar şey sayabilirim, tamamen zaman kaybı, okumayın okutturmayın..
İpek Yolu İmparatorluklarıChristopher Beckwith · Selenge Yayınları · 08 okunma
Reklam
Reklam